Vergi kaçakçılığı suçunun, TCK m.282 kapsamında bir 'öncül suç' olarak kabul edilmesinin, TCK m.55'te düzenlenen 'kazanç müsaderesi' kurumuyla ilişkisi ve bu ilişkinin doğurduğu potansiyel çelişkiyi açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #322700

Cevap: Vergi kaçakçılığı (VUK m.359) suçunun TCK m.282'ye göre öncül suç kabul edilip edilmemesi, TCK m.55'teki 'kazanç müsaderesi' kurumuyla doğrudan ilişkilidir ve potansiyel bir çelişki barındırır. TCK m.55, suçun işlenmesiyle elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatlerin müsadere edilmesini (elkonulmasını) öngörür. Aklama suçunun mantığı, öncül suçtan elde edilen ve müsadereye tabi olması gereken bir 'suç geliri'nin varlığına dayanır. Makalede savunulan bir görüşe göre, VUK m.359'da düzenlenen suçlar, bir kazanç 'elde etme' suçu değildir. Bu suçlarda fail, meşru yolla elde ettiği bir gelirin vergisini ödemekten kaçınarak malvarlığının azalmasını engeller. Bu nedenle, bu suçlarda doğrudan suçtan elde edilen ve TCK m.55 kapsamında müsadereye konu olabilecek bir 'kazanç' bulunmamaktadır. VUK m.359 suçlarında müsadere, ancak suçun işlenmesinde kullanılan defter, kayıt ve belgeler gibi 'suçun konusu' olan eşyalar için ve delil amaçlı elkoyma şeklinde gündeme gelir. Eğer vergi kaçakçılığı bir öncül suç olarak kabul edilirse, bu durumda ödenmeyen vergi miktarının 'suçtan elde edilen kazanç' olarak TCK m.55 gereği müsadereye tabi olması gerekir. Ancak mevcut uygulama ve doktrindeki baskın görüş, VUK m.359'da kazanç müsaderesinin uygulanamayacağı yönündedir. Bu durum, vergi kaçakçılığının hem öncül suç sayılması hem de bu suçtan doğan bir 'kazancın' müsadere edilememesi gibi bir çelişki yaratmaktadır. Bu çelişki, vergi kaçakçılığının öncül suç olamayacağı yönündeki argümanı güçlendirmektedir.