Osmanlı'da kurulan bir cemaat vakfının, 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu çerçevesindeki hukuki statüsünü, 'mülhak', 'mazbut' ve 'cemaat' vakfı kavramları üzerinden açıklayınız. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun E.2007/99 sayılı kararının, bir cemaat vakfının 'mazbut vakıf' sayılamayacağı yönündeki argümanı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #322699

Cevap: Osmanlı döneminde kurulan cemaat vakıflarının hukuki statüsü Cumhuriyet döneminde yasal değişikliklere uğramıştır. 2762 sayılı mülga Kanun'un ilk halinde cemaat vakıfları, mütevellileri tarafından idare olunan 'mülhak vakıflar' kategorisinde sayılmıştır. 'Mazbut vakıflar' ise yönetimi doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne (VGM) geçmiş olan vakıflardır. 1949'da 5404 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle cemaat vakıfları mülhak vakıf statüsünden çıkarılarak, mensuplarınca seçilen kurullarca yönetilen kendine özgü ('sui generis') bir vakıf türü olarak tanımlanmıştır. 5737 sayılı güncel Vakıflar Kanunu da bu ayrımı benimsemiştir. Danıştay İDDK'nın E.2007/99, K.2008/2201 sayılı kararının temel argümanı, 1949'daki yasal değişiklikten sonra 'cemaat vakıfları'nın ayrı bir hukuki kategori haline geldiği ve 2762 sayılı Kanun'un vakıfları mazbut sayan 1. maddesinin artık cemaat vakıfları için uygulanamayacağıdır. Karara göre, 2762 sayılı Kanun'un 1. maddesi, Medeni Kanun öncesi vakıfların o anki durumuna göre bir tasnif yapmakta ve hangilerinin VGM tarafından yönetileceğini belirlemektedir. Cemaat vakıfları bu tasnifin ve yönetim şeklinin dışında, kendi özel statülerine kavuşmuştur. Bu nedenle, 'hayri hizmeti kalmadığı' veya 'mütevelliliği bir makama şart edildiği' gibi gerekçelerle bir cemaat vakfının sonradan idari bir kararla mazbut vakıf haline getirilmesine hukuken olanak yoktur. Bu içtihat, cemaat vakıflarının özerk yönetim yapısını ve hukuki statüsünü korumayı amaçlamaktadır.