Bir cemaat vakfına ait olan ve 1929'da vakıf adına tescil edilen 'Sanasaryan Hanı'nın mülkiyetinin önce İl Özel İdaresi'ne, sonra da Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne geçiş sürecindeki hukuki sorunlar nelerdir? Özellikle 1952'de İl Özel İdaresi adına yapılan tescilin 'yolsuz tescil' olarak nitelendirilmesinin temel dayanağı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #322698

Cevap: Sanasaryan Hanı'nın mülkiyetinin el değiştirmesi sürecindeki temel hukuki sorun, mülkiyetin devrinin hukuki dayanaktan yoksun, idari kararlarla ve mahkeme kararı olmaksızın gerçekleştirilmesidir. 1952'de İl Özel İdaresi adına yapılan tescilin 'yolsuz tescil' olarak nitelendirilmesinin temel dayanağı, o dönemde yürürlükte olan 743 sayılı mülga Medeni Kanun'un 935. maddesi (mevcut TMK m.1027) hükmüdür. Bu maddeye göre, tapu sicilindeki bir yanlışlık, ilgililerin yazılı rızası olmadıkça 'ancak mahkeme kararıyla' düzeltilebilir. Somut olayda ise tescil, bir mahkeme kararına değil, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bünyesindeki Tapu Komisyonu'nun idari bir kararına dayanılarak yapılmıştır. Hatta ilk başta Eminönü Tapu Sicil Muhafızlığı, mahkeme kararı olmadığı için bu talebi hukuka uygun olarak reddetmiştir. Komisyonun kararını dayandırdığı mülga MK m.642 ise, tescilden önce mülkiyetin kazanıldığı (miras, kamulaştırma, mahkeme ilamı gibi) özel durumlarla ilgili olup somut olayla ilgisi yoktur. Dolayısıyla, kanunun emredici hükmüne aykırı olarak, yargısal bir karar olmaksızın idari yolla yapılan bu tescil, hukuken 'yolsuz tescil'dir ve ayni hakkı (mülkiyet hakkını) nakletme gücünden yoksundur. Sonrasında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün, başvurucu Vakfın taraf olmadığı bir dava sonucunda taşınmazı kendi adına tescil ettirmesi de Vakfı bağlamayan, hukuki geçerliliği olmayan bir işlem niteliğindedir.