Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 16.10.2024 tarihli, 2024/249 E. sayılı kararında, 2.49 promil alkollü ve aşırı hızlı araç kullanarak iki kişinin ölümüne neden olan sanığın eyleminin 'bilinçli taksir' olarak nitelendirilmesini makale yazarı hangi gerekçelerle eleştirmektedir? Yazarın 'güvenin somut dayanağı' argümanını bu vakaya uygulayarak açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #322692

Cevap: Makale yazarı, Yargıtay CGK'nin ilgili kararını, bilinçli taksirin temel unsurlarından olan 'neticenin gerçekleşmeyeceğine duyulan güvenin somut bir dayanağının olması' gerekliliğini göz ardı ettiği için eleştirmektedir. Yargıtay kararında, sanığın 'tecrübesine, şoförlük yeteneklerine ve şansına güvendiği' belirtilerek eylemin bilinçli taksir olduğuna hükmedilmiştir. Yazarın eleştirisi şu noktalarda toplanmaktadır: 1) Güvenin Dayanağı Soyuttur: Sanığın güvenli sürüş yeteneğini tamamen ortadan kaldıracak düzeyde (2.49 promil) alkollü olması ve yasal hız limitini aşması, 'şoförlük tecrübesi' gibi soyut bir kavrama dayanarak neticenin gerçekleşmeyeceğine dair makul bir güven beslediğini iddia etmeyi imkansız kılar. Aşırı alkol, tecrübeyi ve yeteneği zaten ortadan kaldıran bir faktördür. 2) Somut Önlem Yokluğu: Sanık, öngördüğü ölüm/yaralanma neticesinin gerçekleşmemesi için aldığı hiçbir somut önlem yoktur. Aksine, hem aşırı alkol alarak hem de hız yaparak riski en üst düzeye çıkarmıştır. Bilinçli taksirde failin neticeyi önlemeye yönelik bir çabası veya en azından neticenin gerçekleşmeyeceğine dair makul bir beklentisi olmalıdır. 3) 'Olursa Olsun' Tavrı: Yazar, bu kadar yüksek risk barındıran bir eylemi gerçekleştiren failin, neticeye kayıtsız kaldığını ve 'olursa olsun' mantığıyla hareket ettiğini savunmaktadır. Sanığın daha önce de alkollü araç kullanmaktan ehliyetine el konulmuş olması, bu kayıtsız ve umursamaz tavrını pekiştiren bir olgudur. Sonuç olarak yazar, somut olayda sanığın neticenin gerçekleşmeyeceğine dair güvenini haklı gösterecek hiçbir somut dışsal faktör bulunmadığını, bu nedenle eylemin olası kast olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunarak Yargıtay kararını eleştirmektedir.