Sanasaryan Vakfı kararında, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin, vakfın 'mazbut vakıf' olduğu ve bu nedenle Türkiye Ermenileri Patrikliği'nin dava açma ehliyetinin (taraf sıfatı) bulunmadığı yönündeki karar düzeltme kararı, Anayasa Mahkemesi tarafından neden mülkiyet hakkına 'kanunilik' ilkesine aykırı bir müdahale olarak değerlendirilmiştir?
Cevap: AYM, Yargıtay'ın bu kararını, kanun hükümlerinin öngörülemez ve genişletici yorumuna dayandığı, dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle 'kanunilik' ilkesine aykırı bulmuştur. AYM'nin bu sonuca ulaşmasındaki temel argümanlar şunlardır: 1) Hukuki Statü: Gerek 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu'nda gerekse sonraki düzenlemelerde, 'cemaat vakıfları' her zaman 'mazbut vakıflar'dan ayrı bir kategori olarak düzenlenmiştir. Cemaat vakıfları hiçbir dönemde mazbut vakıf olarak kabul edilmemiştir. 2) Öngörülemez Yorum: Yargıtay'ın, vakfiyesinde mütevelliliğin bir makama (Ermeni Patriği) şart edilmiş olmasını gerekçe göstererek vakfı mazbut sayması, kanunların lafzından çıkarılması mümkün olmayan, genişletici ve öngörülemez bir yorumdur. Bu yorum, cemaat vakıfları lehine yapılan yasal değişiklikleri (örn: 5404 sayılı Kanun) ve Danıştay'ın yerleşik içtihadını (örn: İDDK, E.2007/99) göz ardı etmiştir. 3) Temsil Yetkisi ve Hak Arama Özgürlüğü: Vakfın mazbut kabul edilmesi, temsil yetkisinin Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne geçmesi ve Patrikliğin dava açma ehliyetinin yok sayılması sonucunu doğurmuştur. Bu durum, vakfın kendi mülkiyet hakkını korumak için yargı yoluna başvurmasını fiilen imkansız hale getirmiştir. AYM, hak ve özgürlükleri kısıtlayan kanun hükümlerinin bu şekilde geniş yorumlanmasının, kanun koyucunun iradesini aşan bir sınırlandırma yarattığını ve bu nedenle müdahalenin meşru bir kanuni temelinin bulunmadığını tespit etmiştir. Bu da Anayasa'nın 35. ve 13. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.