CMK m.47(4)'e göre 'Cumhurbaşkanının tanıklığı söz konusu olduğunda sırrın niteliğini ve mahkemeye bildirilmesi hususunu kendisi takdir eder.' hükmü, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkeleri çerçevesinde nasıl değerlendirilebilir? Bu hükmün, CMK m.47(1)'deki 'Bir suç olgusuna ilişkin bilgiler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.' genel kuralıyla çelişip çelişmediğini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #322682

Cevap: CMK m.47(4)'teki düzenleme, yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanına tanıklık edeceği bir konuda, bilginin 'devlet sırrı' olup olmadığını ve mahkemeye açıklanıp açıklanmayacağını bizzat takdir etme yetkisi vermektedir. Bu durum, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkeleri açısından tartışmalıdır. Yargı bağımsızlığı, mahkemelerin görevlerini yaparken hiçbir organ, makam, merci veya kişiden emir ve talimat almaması, baskı görmemesi anlamına gelir. Bir davanın aydınlatılması için gerekli olan bir delilin mahkemeye sunulup sunulmamasının takdirinin, yargı organı yerine yürütme organının başına bırakılması, yargının delil toplama ve maddi gerçeğe ulaşma yetkisine bir müdahale olarak yorumlanabilir. CMK m.47(1)'deki genel kural, yargılamanın selameti için devlet sırlarının dahi mahkemeden gizlenemeyeceğini belirtir. Fıkra 4 ise bu genel kurala Cumhurbaşkanı lehine mutlak bir istisna getirmektedir. Normalde devlet sırrı niteliğindeki bilgilerin mahkemeye sunulması ve özel usulle dinlenmesi gerekirken, fıkra 4 Cumhurbaşkanına bu bilgiyi hiç sunmama takdir yetkisi tanımaktadır. Bu durum, fıkra 1'deki 'gizli tutulamaz' ifadesiyle açık bir çelişki yaratmaktadır. Doktrinde bu hüküm, Cumhurbaşkanının devletin başı sıfatıyla sahip olduğu özel konumu ve devletin en üst düzeydeki sırlarına vakıf olması nedeniyle bir 'fonksiyonel zorunluluk' olarak savunulsa da, adil yargılanma hakkı ve mahkemenin maddi gerçeğe ulaşma ödevi karşısında eleştiriye açıktır.