CMK m.47 kapsamında 'Devlet sırrı' niteliğindeki bilgilere ilişkin tanıklık prosedürünün, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan 'aleniyet (duruşmanın açıklığı)' ve 'çelişmeli yargılama' ilkeleriyle ilişkisini, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2019/656 E. sayılı kararını dikkate alarak analiz ediniz.
Cevap: CMK m.47'de düzenlenen devlet sırrına ilişkin tanıklık prosedürü, ceza muhakemesinin temel ilkelerine önemli istisnalar getirir. 'Aleniyet' ilkesi (CMK m.182), duruşmaların halka açık yapılmasını gerektirirken, CMK m.47(2) bu ilkeyi tamamen ortadan kaldırır. Bu hükme göre tanık, sadece mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından, zabıt kâtibi dahi olmaksızın gizli bir oturumda dinlenir. Bu, aleniyetin en ileri düzeyde kısıtlanmasıdır. 'Çelişmeli yargılama' ve 'silahların eşitliği' ilkeleri ise tarafların, özellikle sanığın, aleyhindeki delilleri öğrenme, onlarla tartışma ve tanıklara doğrudan soru sorma hakkını içerir (CMK m.201). CMK m.47 prosedüründe sanık ve müdafii, tanığın dinlendiği oturumda hazır bulunamaz. Hâkim, tanık açıklamalarından sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olanları tutanağa kaydettirir. Bu durum, savunmanın delilin ham haline ulaşmasını ve tanığı doğrudan sorgulamasını engelleyerek çelişmeli yargılama ilkesini ciddi şekilde sınırlar. Yargıtay CGK'nin 2019/656 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, bu düzenlemeler devletin yüksek menfaatlerini (milli güvenlik, dış ilişkiler) koruma amacı taşır. Mahkeme, bu istisnai prosedürü uygularken, devlet sırrının korunması gerekliliği ile sanığın adil yargılanma hakkı arasında hassas bir denge kurmak zorundadır. Savunma hakkını tamamen etkisiz kılacak bir uygulama, AİHS m.6'nın ihlaline yol açabilir.