Kovuşturma evresinde delillerin tartışılmasına ilişkin 'doğrudan doğruyalık' ve 'sözlülük' ilkelerini açıklayınız. Sanığın, tanığın veya bilirkişinin daha önceki (soruşturma evresindeki) ifadelerinin duruşmada okunmasının bu ilkelerle ilişkisi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #322680

Cevap: 'Doğrudan doğruyalık' ilkesi, hükmü verecek olan hakimin, delillerle (tanık, sanık, belge, bilirkişi vb.) arada bir vasıta olmaksızın, doğrudan temas etmesini ifade eder. Hakim, kanaatini başkasının aktarımıyla değil, delili bizzat gözlemleyerek, dinleyerek, inceleyerek oluşturmalıdır. 'Sözlülük' ilkesi ise, yargılamanın ve delillerin tartışılmasının kural olarak duruşmada sözlü olarak yapılmasıdır. Yazılı belgeler dahi duruşmada okunarak sözlü hale getirilir. Bu iki ilke, hakimin vicdani kanaatinin sağlıklı bir şekilde oluşmasını ve tarafların (özellikle savunmanın) delillere doğrudan müdahale ederek çelişmeli yargılama ilkesini hayata geçirmesini sağlar. Soruşturma evresindeki ifadelerin veya tutanakların duruşmada okunması (CMK m.209-211), bu ilkelerin bir istisnası niteliğindedir. Kural olarak, tanık veya sanık duruşmada bizzat dinlenmelidir. Ancak tanığın ulaşılamaması, akıl hastalığına yakalanması gibi zorunlu hallerde veya önceki ifadesi ile duruşmadaki beyanı arasında çelişki olması durumunda eski ifadelerin okunmasına izin verilir. Bu durum, doğrudan doğruyalık ilkesini zedeler, çünkü hakim tanığı bizzat dinleyip sorgulama imkanından mahrum kalır. Bu nedenle kanun koyucu bu istisnaları sınırlı tutmuş ve kural olarak delillerin duruşmada sözlü ve doğrudan ikame edilmesini emretmiştir.