Makale yazarı, ceza yargılamasında 'hayatın olağan akışına aykırılık' kavramının kullanımını hangi gerekçelerle eleştirmektedir ve bu eleştirinin 'kanunilik' ve 'ispat' ilkeleri açısından önemini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #322672

Cevap: Makale yazarı, 'hayatın olağan akışına aykırılık' kavramının ceza yargılamasında bir delil değerlendirme ölçütü olarak kullanılmasını eleştirmektedir. Yazarın temel argümanı, bu kavramın esasen hukuk kuralları ile değil, fizik kuralları ile ilgili olduğudur. Yazara göre, neyin 'olağan' neyin 'aykırı' olduğu sübjektif ve belirsiz bir değerlendirmeye açık olup, bu durum ceza hukukunun temel prensipleriyle çelişir. Bu eleştirinin 'kanunilik' (TCK m.2) ve 'ispat' (CMK m.217) ilkeleri açısından önemi büyüktür. 'Kanunilik' ilkesi, suç ve cezaların açık, belirli ve öngörülebilir olmasını gerektirir. 'Hayatın olağan akışına aykırılık' gibi soyut bir kavrama dayanılarak bir fiilin suç kastını veya iştirak iradesini ispatlamaya çalışmak, bu belirlilik ilkesini zedeler. 'İspat' açısından ise, ceza mahkumiyeti ihtimale veya varsayıma değil, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillere dayanmalıdır (in dubio pro reo). Bir eylemin (örneğin gece seyahat etmek veya aynı gün içinde başka bir şehre gidip gelmek) 'hayatın olağan akışına aykırı' olduğu varsayımıyla suçluluk karinesine ulaşmak, maddi gerçeğe ulaşma amacından saparak, delil yetersizliğini sübjektif bir yorumla ikame etme riski taşır. Bu nedenle yazar, bu tür soyut kavramlar yerine, dosyada mevcut somut delillerin (HTS, PTS kayıtları, tanık beyanları vb.) hukuki analizinin yapılması gerektiğini savunmaktadır.