Makalede, taksirli ve olası kastlı suçların soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde 'kamu otoritesinin kendi süjelerini koruma altına alma gayreti' eleştirisi yapılmaktadır. Bu eleştiri ne anlama gelmektedir ve hangi temel hukuk devleti ilkelerini zedelemektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #322641

Bu eleştiri, özellikle kamu görevlilerinin (belediye yetkilileri, denetimden sorumlu memurlar vb.) ihmali veya kusurunun rol oynadığı büyük olaylarda (maden kazaları, bina çökmeleri, büyük yangınlar vb.) yargı sürecinin, olayın tüm sorumlularını kapsayacak şekilde derinlemesine yürütülmediği, sorumluluğun genellikle birkaç alt düzeydeki kişi veya özel sektör temsilcisiyle sınırlandırıldığı yönündeki bir gözleme dayanmaktadır. 'Kamu otoritesinin kendi süjelerini koruma altına alması', soruşturma izni verilmemesi, denetim raporlarının eksik veya yanlı hazırlanması, iddianamelerin sadece belirli kişileri kapsaması gibi yollarla, olaydaki kamusal sorumluluğun üstünün örtülmesi çabasını ifade eder. Bu durumun zedelediği temel hukuk devleti ilkeleri şunlardır: 1. **Kanun Önünde Eşitlik İlkesi (Anayasa m. 10):** Sorumluluğu olan kamu görevlileri yargı sürecinin dışında tutulurken, diğer kişilerin yargılanması bu ilkeyi bozar. 2. **Hukuk Devleti İlkesi (Anayasa m. 2):** Hukuk devleti, tüm eylem ve işlemlerin yargı denetimine tabi olduğu, kimsenin hukuktan muaf olmadığı bir düzeni gerektirir. Sorumluların cezasız kalması bu ilkeyi zedeler. 3. **Hak Arama Hürriyeti (Anayasa m. 36):** Mağdurların, olayın tüm sorumlularından hesap sorma ve adaletin tam olarak tecelli etmesini sağlama hakkı engellenmiş olur. 4. **Maddi Gerçeğe Ulaşma ve Adaletin Tecellisi:** Yargılamanın asıl amacı olan maddi gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması engellenir ve adalet eksik tecelli eder.