Yüksek promil alkollü ve aşırı hızlı bir sürücünün iki bisikletlinin ölümüne neden olduğu olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 16.10.2024 tarihli kararı, failin eylemini neden 'bilinçli taksir' olarak nitelendirmiştir? Makale yazarının bu karara yönelik eleştirisinin temel noktası nedir?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, anılan kararında, failin eylemini 'bilinçli taksir' olarak nitelendirmiştir. Gerekçesi, sanığın 2,49 promil alkollü ve aşırı hızlı olarak yaralama ya da ölüme neden olabileceğini **öngördüğü halde**, şoförlük tecrübesine ve şansına **güvenerek** neticenin meydana gelmeyeceği inancıyla hareket etmesidir. Kararda, sanığın 'muhtemel ölüm neticesini kabullendiğine dair herhangi bir delil bulunmaması' vurgulanarak olası kastın unsurlarının oluşmadığı belirtilmiştir. Yani Yargıtay, 'güven' unsurunun varlığını kabul ederek bilinçli taksir sonucuna ulaşmıştır. Makale yazarının eleştirisinin temel noktası ise bu 'güven'in somut bir dayanağının olmamasıdır. Yazara göre, güvenli sürüş yeteneğini tamamen ortadan kaldıracak derecede yüksek alkollü olmak ve aynı zamanda hız limitlerini aşmak gibi son derece riskli ve birbiriyle birleşen iki kural ihlali varken, failin sadece soyut 'tecrübesine güvendiği' varsayımı, bilinçli taksirin kabulü için yeterli değildir. Failin, neticenin gerçekleşmeyeceğine dair inancını haklı kılacak hiçbir somut, objektif bir dayanak veya önlem yoktur. Bu kadar ağır ve bariz bir risk alma davranışının, neticeyi 'umursamama' ve 'kabullenme' anlamına geldiği, dolayısıyla eylemin 'olası kast' olarak değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır.