'Hayatın olağan akışına aykırılık' kavramının ceza yargılamasında, özellikle 'öncü-artçı' vakalarında delil değerlendirmesi olarak kullanılmasını makale yazarı neden eleştirmektedir? Bu eleştirinin hukuki temelini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #322576

Makale yazarı, 'hayatın olağan akışına aykırılık' kavramının ceza yargılamasında bir delil değerlendirme kriteri olarak kullanılmasını eleştirmektedir. Eleştirinin hukuki temeli şudur: Bu kavram, esasen hukuk kurallarıyla değil, fizik kuralları ve genel yaşam tecrübeleriyle ilgilidir ve oldukça sübjektif, belirsiz bir nitelik taşır. Ceza yargılaması, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği, varsayımlara veya kişisel hayat tecrübelerine değil, somut ve kesin delillere dayanmalıdır. Örneğin, 'aynı gün içerisinde farklı bir şehre gidip gelmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğu' veya 'gece vakti seyahat etmenin şüpheli olduğu' gibi kabuller, kişiden kişiye değişebilecek soyut değerlendirmelerdir ve bir kişinin suç işlediğine dair kesin bir kanıt oluşturmazlar. Makaleye göre bu tür bir argüman, somut delil eksikliğini örtbas etmek için kullanılmakta ve 'kanunilik' ile 'belirlilik' ilkelerine aykırı, sübjektif zan ve tahminlere dayalı mahkumiyetlere yol açabilmektedir.