Hukuka aykırı olduğu iddia edilen bir delilin yargılamada kullanılabilirliğini değerlendirirken, 'illiyet bağı, etkileme gücü ve hak ihlali' kriterlerini dikkate alan Yargıtay yaklaşımını, 'mutlak delil yasağı' ilkesi açısından eleştirel bir bakış açısıyla değerlendiriniz.
Bu yaklaşım, 'nispi delil yasağı' olarak adlandırılan ve her hukuka aykırılığın delili otomatik olarak geçersiz kılmayacağını savunan görüştür. Buna göre, usule aykırılık ile elde edilen delil arasında bir illiyet bağı olmalı, bu aykırılık yargılamanın sonucunu etkileme gücüne sahip olmalı ve en önemlisi sanığın temel bir hakkını ihlal etmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bazı kararlarında bu yaklaşımın benimsendiği görülmektedir. Ancak bu görüş, 'mutlak delil yasağı' ilkesi açısından eleştirilmektedir. Anayasa m.38/6 ve CMK m.217/2 gibi hükümler, 'hukuka aykırı' delillerin kullanılmasını hiçbir istisna getirmeksizin yasaklamıştır. 'Hak ihlali var mı, yok mu?' veya 'aykırılık şekli mi, esasa mı ilişkin?' gibi ayrımlara gitmek, kanunun açık ve emredici lafzını daraltıcı bir şekilde yorumlamak anlamına gelir. Bu durum, usul kurallarının önemini azaltma ve özellikle soruşturma organlarının keyfi uygulamalarına müsamaha gösterme riski taşır. Mutlak yasak ilkesi, hukukun üstünlüğünü ve bireysel güvenceleri daha güçlü bir şekilde korumayı hedefler.