TCK m.220/6'nın iptal kararında AYM, bu hükmün uygulanmasının 'örgüt adına suç işleyen kimsenin örgüt üyelerine göre daha ağır cezalarla karşılaşmasına neden olabildiğini' belirtmiştir. Bu durum hangi ceza hukuku ilkesiyle çelişmektedir ve bu sonuca nasıl ulaşılmaktadır?
Bu durum, ceza adaletinin temel ilkelerinden olan 'orantılılık' ve 'hakkaniyet' ilkeleriyle çelişmektedir. AYM'nin bu tespiti, gerçek içtima kurallarının bir sonucudur. TCK m.220/6'ya göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği asıl suçtan (örneğin polise direnme) hem de 'ayrıca' örgüte üye olmak suçundan cezalandırılır. Gerçek bir örgüt üyesi ise aynı suçu (polise direnme) işlediğinde, bu eylem genellikle örgüt üyeliği suçu içinde erir ve sadece örgüt üyeliğinden (veya suçun ağırlığına göre TCK m. 314'ten) ceza alır. Sonuç olarak, örgütle hiyerarşik ve organik bir bağı bulunmayan, sadece tek bir eylemi 'örgüt adına' sayılan bir kişi, gerçek ve sürekli bir örgüt üyesine göre daha ağır bir toplam cezayla karşılaşabilmektedir. Bu durum, failin eyleminin haksızlık içeriği ile verilen ceza arasındaki adil dengeyi bozmakta ve orantılılık ilkesini zedelemektedir. AYM, bu adaletsizliği 'belirlilik' ilkesi ihlalinin bir yansıması olarak değerlendirmiştir.