743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi döneminde açılan bir tenkis davasında, miras bırakanın davalılara yaptığı kazandırmanın, taşınmazın kendisi değil, taşınmazın alımında ödenen para olduğu tespit edilmiştir. Mahkemenin, tenkis edilecek tutarı, paranın ödendiği tarihteki nominal değeri üzerinden değil, 'denkleştirici adalet' ilkesi uyarınca mirasın açıldığı tarihteki satın alma gücüne göre hesaplaması gerektiğine dair Yargıtay bozma kararı, mülkiyet hakkı açısından ne anlama gelmektedir? (Bkz. Ayten Saka ve Nurten Saka Başvurusu)
Bu yaklaşım, paranın enflasyonist etkiler karşısında zamanla değer kaybetmesi olgusunu dikkate alarak, mirasçılar arasında hakkaniyete uygun bir denge kurmayı amaçlar. Yargıtay'ın 'denkleştirici adalet' ilkesini benimsemesi, mülkiyet hakkının özünü korumaya yönelik bir yorumdur. Eğer paranın ödendiği tarihteki nominal değeri esas alınsaydı, uzun yıllar sonra yapılacak tenkis hesabında mirasçıların eline geçecek tutar reel olarak anlamsız ve sembolik bir değere düşecekti. Bu durum, saklı pay hakkını işlevsiz kılardı. Paranın, mirasın açıldığı tarihteki (murisin ölüm tarihi) satın alma gücüne endekslenerek (altın, döviz, faiz, ÜFE gibi çeşitli ekonomik göstergelerle) güncellenmesi, saklı pay alacaklısının mülkiyet hakkının reel bir değer üzerinden korunmasını sağlar. Ayten Saka başvurusunda da Yargıtay bu yönde bir hesaplama yapılmasını istemiştir.