Bir dolandırıcılık suçunda, mağdurun zararının failin hileli hareketlerinden kaynaklanmaması halinde suçun oluşmayacağı belirtilmektedir. Bu ilkenin, bir ürünün ayıplı çıkması durumundaki yansıması nasıl olur? Dolandırıcılık suçu ile özel hukuktaki ayıp sorumluluğu arasındaki sınırı açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #321211

Bu ilkenin temelinde, dolandırıcılık suçunun bir 'aldatma suçu' olması yatar. Mağdurun zararı, failin nitelikli yalanları sonucu iradesinin sakatlanmasıyla doğmalıdır. Bir ürünün ayıplı çıkması durumunda ayrım, failin baştan itibaren sahip olduğu kasta göre yapılır. Metindeki örnekte olduğu gibi, fail, 2024 model X marka telefonu satmayı vaat edip, bilinçli olarak ve aldatma kastıyla kutudan oyuncak telefon veya değersiz bir taklit gönderirse, burada hileli davranış ile zarar arasında doğrudan bir illiyet bağı vardır ve TCK m. 158/1-f oluşur. Ancak fail, gerçekten de ilandaki telefonu göndermiş, fakat telefonda sonradan ortaya çıkan veya kendisinin de bilmediği bir arıza (ayıp) varsa, burada baştan itibaren bir dolandırma kastından söz edilemez. Bu durum, failin özel hukuk (Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun veya Borçlar Kanunu) kapsamındaki 'ayıptan sorumluluğunu' doğuran bir hukuki ihtilaftır, ceza hukuku anlamında bir dolandırıcılık değildir.