AYM'nin TCK m. 220/6'yı iptal kararında, bu kuralın uygulanmasının 'örgüt adına suç işleyen kimsenin örgüt üyelerine göre daha ağır cezalarla karşılaşmasına neden olabildiği' tespiti yapılmıştır. Bu durum ceza adaleti açısından ne gibi bir sorun teşkil etmektedir ve AYM bu sorunu hangi ilke bağlamında ele almıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #321092

Bu durum, ceza adaletinin temel ilkelerinden olan 'orantılılık' ve 'eşitlik' ilkeleriyle çelişen ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Normalde, bir örgüte hiyerarşik olarak dahil olmayan, sadece örgüt adına bir suç işleyen kişinin, örgütün hiyerarşik yapısı içinde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemlerde bulunan bir örgüt üyesinden daha hafif bir konumda olması beklenir. Ancak TCK m. 220/6, 'gerçek içtima' kuralı getirdiği için, kişi hem işlediği asıl suçtan (örneğin polise direnme) hem de ayrıca örgüt üyeliğinden cezalandırılmaktadır. Buna karşılık, gerçek bir örgüt üyesi aynı suçu işlediğinde, bu eylem genellikle örgüt üyeliği suçu içinde erir ve tek bir cezaya hükmedilir. Bu durum, örgütle daha zayıf bağı olan bir kişinin, daha güçlü bağı olan bir üyeden daha ağır ceza alması gibi adil olmayan bir sonuca yol açabilmektedir. AYM, bu sorunu 'belirlilik' ilkesi ihlalinin bir yansıması olarak ele almıştır (§ 32). Ancak metin yazarlarına göre bu, aynı zamanda Anayasa m.2'deki 'hukuk devleti' ilkesi kapsamında bir orantılılık ve ceza adaleti sorunudur.