Delil yasakları, ceza muhakemesinin temel amacı olan 'maddi gerçeğe ulaşma' ilkesiyle bir çelişki yaratır mı? Bu iki ilke arasındaki denge nasıl kurulmalıdır?
İlk bakışta bir çelişki varmış gibi görünse de, aslında delil yasakları maddi gerçeğe ulaşma ilkesinin sınırlarını çizer. Ceza muhakemesi, 'ne pahasına olursa olsun' maddi gerçeğe ulaşmayı değil, 'hukuka uygun bir şekilde' maddi gerçeğe ulaşmayı hedefler. Delil yasakları, bu süreçte insan onurunun, temel hak ve özgürlüklerin ve hukuk devleti ilkesinin feda edilemeyeceğini teminat altına alır. Denge, bu iki değer arasında kurulur: Bir yanda toplumun suçların aydınlatılması ve suçluların cezalandırılmasındaki menfaati (maddi gerçek), diğer yanda bireyin temel haklarının korunmasındaki menfaati (delil yasakları). Hukuka aykırı delillerin dışlanması, maddi gerçeğe ulaşmayı zorlaştırabilir, hatta bazen engelleyebilir. Ancak bu, hukuk devletinin ve adil bir yargılamanın ödemeyi göze aldığı bir bedeldir. Bu denge, temel haklara yapılan müdahalelerin kanuni, meşru bir amaca yönelik ve ölçülü olmasıyla sağlanır.