Ayten Saka başvurusunda, derece mahkemesi tenkis hesabını murisin ölüm tarihindeki bedeller üzerinden yapmıştır. Anayasa Mahkemesi bu hesaplama yöntemini tek başına mülkiyet hakkı ihlali olarak görmemişken, nihai olarak neden mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır? Bu karardaki 'pozitif yükümlülük' analizini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #320777

AYM, tenkis hesabında, olay tarihinde yürürlükte olan 743 sayılı Kanun'un 517. maddesi ve yerleşik Yargıtay içtihadı uyarınca 'mirasın açıldığı (ölüm) tarihindeki' değerin esas alınmasını tek başına keyfi veya temelsiz bir uygulama olarak görmemiştir. Yani, hesaplama yönteminin kendisi bir ihlal değildir. Ancak AYM, mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin devletin pozitif yükümlülüklerini değerlendirirken sürecin bütününü ele almıştır. Bu bütüncül bakış açısıyla, 30 yıla yakın süren yargılama sonucunda, ölüm tarihindeki değere göre belirlenen alacağın, enflasyonist ortamda reel değerini tamamen yitirecek şekilde ve sadece yasal faizle ödenmesine karar verilmesinin, taraflar arasındaki menfaatler dengesini başvurucular aleyhine 'aşırı ve olağan dışı bir külfet' yükleyerek bozduğunu tespit etmiştir. Devlet, etkili bir yargısal koruma sağlamak ve mülkiyet hakkını reel olarak korumakla yükümlüdür. Alacağın değerinin aşırı derecede erimesi, bu pozitif yükümlülüğün yerine getirilmediği anlamına gelmektedir. İhlal, hesap yönteminden değil, yargılamanın uzunluğu ile bu yöntemin birleşerek yarattığı orantısız sonuçtan kaynaklanmıştır.