Bir dolandırıcılık davasında, sanığın suçu inkâr etmesine ve hakkında başkaca kesin delil bulunmamasına rağmen, hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delillerle mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2005/150 sayılı kararında bu durum nasıl değerlendirilmiştir?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2005/150 sayılı kararında, bu durum 'hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı' ilkesi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Karara konu olayda, hukuka aykırı arama sonucu elde edilen maddi delil (hint kenevirleri) ve buna dayalı ekspertiz raporları, delil olarak kabul edilemez bulunmuştur. Ancak, bu kararın devamında Kurul, sanığın diğer delillerle desteklenen (adli sicil kaydı gibi) ve aşamalarda istikrarlı olan 'özgür iradeye dayalı ikrarını' mahkumiyet için yeterli görmüştür. Dolayısıyla, hukuka aykırı delili dışarıda bırakmış, ancak ikrarı ayrı bir delil olarak değerlendirmiştir. Bu karar, 'zehirli ağacın meyvesi' doktrinini katı bir şekilde uygulamadığı ve hukuka aykırı delilin baskısıyla verilen ikrarın geçerliliğini tartıştığı için doktrinde eleştirilmiştir. Karar, hukuka aykırı delilin varlığına rağmen, dosyada başkaca hukuka uygun ve yeterli delil varsa mahkumiyet kurulabileceğini göstermektedir.