Bir ceza davasında elde edilen hukuka aykırı delilin, başka bir hukuk davasında (örneğin boşanma davası) delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda Yargıtay Hukuk Daireleri ile Ceza Daireleri arasında bir görüş ayrılığı olduğu bilinmektedir. Metinlerdeki ceza hukuku ilkeleri açısından bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #320719

Metinlerdeki ceza hukuku ilkeleri, hukuka aykırılığın mutlaklığı ve delil yasağının temel hakları koruma amacı üzerine kuruludur. Anayasa'nın 38/6. maddesi ve CMK hükümleri, hukuka aykırı delillerin 'delil olarak kabul edilemeyeceğini' belirtir. Bu yasak, delilin elde edildiği andaki hukuka aykırılığa dayanır ve kural olarak delilin niteliğini kalıcı olarak etkiler. Ceza hukuku perspektifinden bakıldığında, bir temel hak (örneğin özel hayatın gizliliği) ihlal edilerek elde edilmiş bir delilin, başka bir yargılama türünde (hukuk davası) meşruiyet kazanması, yasağın amacını ve caydırıcılığını zayıflatır. Eğer bir delil 'zehirli' ise, bu zehrin farklı bir mahkemede etkisini yitirmesi mantıksal olarak tutarlı değildir. Bu nedenle, ceza muhakemesi ilkelerine sıkı sıkıya bağlı bir yorum, hukuka aykırı delilin hiçbir yargılama alanında kullanılamaması gerektiğini savunur. Ancak hukuk davalarında Yargıtay'ın zaman zaman daha esnek davrandığı ve delilleri tartarak karar verdiği görülmektedir.