5237 sayılı TCK'nın 220. maddesinin 6. fıkrasının iptal gerekçeleri arasında yer alan 'gerçek içtima' kuralının uygulanması ne anlama gelmektedir ve bu durum neden bir adalet sorununa yol açmaktadır?
'Gerçek içtima' kuralı, bir kişinin birden fazla farklı suç işlemesi halinde, her bir suç için öngörülen cezaların ayrı ayrı belirlenip toplanmasını ifade eder. İptal edilen TCK m. 220/6, 'örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen' kişinin, hem işlediği temel suçtan (örneğin kamu malına zarar verme) hem de 'ayrıca' örgüt üyeliği suçundan cezalandırılmasını öngörüyordu. Bu, gerçek içtima kuralının bir uygulamasıydı. Bu durum şu adalet sorununa yol açıyordu: Örgütün hiyerarşisine dahil olan ve süreklilik gösteren 'gerçek' bir üye, sadece TCK m. 314'ten (silahlı örgüt üyeliği) ceza alırken; örgütle organik bağı olmayan ancak münferit bir eylemi örgüt adına işlediği kabul edilen bir kişi, hem işlediği suçun cezasını hem de örgüt üyeliğinin cezasını toplanarak alıyordu. Bu da, AYM'nin belirttiği gibi, örgütle daha zayıf bir bağı olan kişinin, gerçek bir üyeden daha ağır bir cezayla karşılaşması gibi orantısız ve adaletsiz bir sonuca neden olabiliyordu.