Bir sanık hakkında hem kasten yaralama (TCK 86) hem de tehdit (TCK 106) suçlarından dava açılmıştır. Yargılama sırasında, sanığın eyleminin tek bir fiil olduğu ve sadece daha ağır cezayı gerektiren kasten yaralama suçunu oluşturduğu, tehdit suçunun ise yaralama fiilinin içinde eridiği (fikri içtima - TCK m. 44) kanaatine varılmıştır. Mahkeme, sanığı sadece kasten yaralamadan cezalandırıp tehdit suçundan 'ceza verilmesine yer olmadığına' karar verirken, sanığa TCK m. 44'ün uygulanma ihtimaline binaen ek savunma hakkı vermeli midir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #320329

Bu konuda Yargıtay'ın yerleşik bir uygulaması olmamakla birlikte, CMK m. 226'nın ruhu ve amacı çerçevesinde ek savunma hakkı verilmesi gerekmez. Fikri içtima (TCK m. 44), tek bir fiille birden fazla suçun işlenmesi halinde, faile sadece en ağır cezayı gerektiren suçtan ceza verilmesini öngören, sanık lehine bir içtima kuralıdır. İddianamede sanık aleyhine iki ayrı suçtan (hem yaralama hem tehdit) cezalandırma talep edilmişken, mahkemenin TCK m. 44'ü uygulayarak onu sadece tek bir suçtan (daha ağır olan yaralamadan) sorumlu tutması, sanığın hukuki durumunu aleyhine ağırlaştıran bir durum değildir. Tam aksine, ikinci bir suçtan ceza almaktan kurtulduğu için lehine bir sonuç doğurur. CMK m. 226, suç vasfının değişmesi veya cezanın artırılması gibi 'sanık aleyhine' gelişen durumlar için öngörülmüş bir güvencedir. Burada ise durum sanık lehinedir. Sanık, zaten yargılamanın başından beri her iki suçlamaya karşı da savunmasını yapmıştır. Mahkemenin bu savunmalar sonucunda lehe bir içtima kuralı uygulaması, yeni bir savunma hakkı doğurmaz. Dolayısıyla, bu durumda ek savunma hakkı verilmesine gerek yoktur.