Bir sanık hakkında hem 'hırsızlık' hem de 'konut dokunulmazlığının ihlali' suçlarından dava açılması gerekirken, iddianamede sadece hırsızlık anlatılmış ve bu suçtan sevk maddesi gösterilmiştir. Mahkemenin, hırsızlığı anlatırken konuta girildiğinden bahsedilmesini yeterli görerek, 'konut dokunulmazlığının ihlali' suçundan da ek savunma ile hüküm kurması, hangi temel ceza muhakemesi ilkesini ihlal eder? Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2016/9331 K. sayılı kararı bu konuda neyi vurgulamaktadır?
Mahkemenin bu şekilde hüküm kurması, ceza muhakemesinin en temel ilkelerinden olan 'davasız yargılama olmaz' (ne ultra petita) ve 'yargılamanın sınırlılığı' (CMK m. 225/1) ilkesini ihlal eder. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Dairelerin yerleşik içtihatlarına göre, bir suç hakkında kamu davası açılmış sayılabilmesi için, o suçun fiil ve unsurlarının iddianamede 'açıkça ve bağımsız olarak' anlatılması ve sevk maddesinin gösterilmesi gerekir. Bir suçun anlatımı sırasında başka bir olaydan veya suçtan bahsedilmesi, o suçtan da dava açıldığı anlamına gelmez. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2016/9331 K. sayılı kararında da bu husus vurgulanmıştır. Karara göre, hırsızlık suçundan bahsedilirken eve girildiğinin anlatılması, konut dokunulmazlığının ihlali suçunun unsurlarını bağımsız bir dava konusu olarak ortaya koymaz. Bu, hangi eylemden dolayı dava açıldığı ve sanığın hangi iddiaya karşı savunma yapacağı konusunda bir karışıklığa neden olur. Sanık, sadece hırsızlık suçlamasına karşı savunma hazırlamışken, hakkında dava açılmamış ikinci bir suçtan da cezalandırılamaz. CMK m. 226'daki ek savunma kurumu, açılmamış bir davayı meşrulaştıran bir yol değildir. Mahkeme, bu durumda suç duyurusunda bulunup yeni bir dava açılmasını sağlamalıdır. Sadece ek savunma ile yetinerek hüküm kurması, CMK m. 225'e aykırıdır ve mutlak bir bozma nedenidir.