Bir eşin kişisel malı olan birikimlerini kullanarak, diğer eş adına kayıtlı olan bir evin borcunu ödemesi durumunda, katkıda bulunan eşin talep edebileceği alacak 'değer artış payı alacağı' (TMK m. 227) mıdır, yoksa bu bir 'bağış' olarak mı kabul edilir? Yargıtay'ın bu konudaki genel yaklaşımı ve ispat yükü dağılımı nasıldır?
Bu durumda, yapılan ödemenin hukuki niteliği, bağış mı yoksa iade amacıyla yapılan bir katkı mı olduğu, tarafların iradesine ve somut olayın koşullarına göre belirlenir. Yargıtay'ın genel yaklaşımına göre, hayatın olağan akışına uygun, küçük ve karşılıksız kazandırmalar (günlük hediyeler, küçük borç ödemeleri) ahlaki bir görevin ifası veya bağış olarak kabul edilir. Ancak, bir evin borcunu ödemek gibi önemli miktardaki bir kazandırmanın, hayatın olağan akışı içinde karşılıksız bir bağış olarak yapıldığı karinesi geçerli değildir. Bu durumda, parayı veren eşin bunu bağışlama amacıyla değil, ileride iadesini almak üzere bir katkı olarak verdiği kabul edilir. İspat yükü yer değiştirir; yani bu ödemenin bir bağış olduğunu ve iade edilmemesi gerektiğini iddia eden taraf (parayı alan eş), bu bağışlama iradesini ispatlamakla yükümlü olur. Eğer bağış olduğu ispatlanamazsa, katkıda bulunan eş, yaptığı katkının TMK m. 227 uyarınca tasfiye anındaki güncel değerini 'değer artış payı alacağı' olarak talep edebilir.