506 sayılı (mülga) Kanun'un 39. maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un ilgili rücu maddeleri uyarınca, SGK'nın, trafik kazası sonucu sigortalıya yaptığı ödemeleri rücu edebilmesi için temel koşul nedir? Bu rücu hakkının hukuki dayanağı, sigorta sözleşmesi midir yoksa haksız fiil midir?
SGK'nın rücu edebilmesi için temel koşul, üçüncü bir kişinin 'kasti veya suç sayılır bir hareketi' ile sigortalının zarara uğramasına (hastalanmasına, iş göremez hale gelmesine vb.) sebep olmasıdır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2012/4013 K. sayılı bozma kararında da belirtildiği gibi, davanın yasal dayanağı mülga 506 sayılı Kanun'un 39. maddesi (ve 5510 S.K.'daki muadili hükümler) olup, bu madde kusur sorumluluğuna dayanır. Rücu hakkının hukuki dayanağı sigorta sözleşmesi değil, 'haksız fiil'dir. SGK, zarar verenle (kusurlu sürücü, işleten) veya onun sorumluluğunu üstlenenle (sigorta şirketi, Güvence Hesabı) herhangi bir sözleşme ilişkisi içinde değildir. SGK, kanundan doğan yükümlülüğü gereği kendi sigortalısına yaptığı yardımları (tedavi gideri, geçici iş göremezlik ödeneği vb.), bu zarara haksız fiiliyle sebep olan üçüncü kişilerden Borçlar Kanunu hükümlerine göre geri ister. Bu, kanuni halefiyet ilkesinin bir yansımasıdır. SGK, sigortalısının yerine geçerek, onun zarar veren üçüncü kişiye karşı sahip olduğu tazminat talep hakkını, yaptığı ödemeler oranında kullanır. Bu nedenle, rücu davası bir haksız fiil davası niteliğindedir ve zarar verenin kusuru, illiyet bağı gibi haksız fiil unsurlarının tartışılıp ispatlanması gerekir.