Boşanmada mal paylaşımı davası görülürken, tasfiyeye konu bir malın (örneğin bir ev) değeri, 'artık değere katılma alacağı' hesaplamasında hangi tarih itibarıyla belirlenir? Bu kuralın, malın boşanma davası açıldıktan sonra elden çıkarılması halinde bir istisnası var mıdır?
Kural olarak, tasfiyeye konu malın değeri, mal rejiminin tasfiye edildiği an, yani Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre 'mahkemenin karar tarihine en yakın tarih' itibarıyla belirlenir. Bu, malın güncel sürüm (rayiç) değerinin esas alınması demektir (TMK m. 227/1, 232, 235/1). Bu kuralın temel amacı, enflasyon ve piyasa dalgalanmalarından kaynaklanan değer değişikliklerinin her iki eşin lehine ve aleyhine yansıtılmasını sağlayarak hakkaniyetli bir tasfiye yapmaktır. Ancak bu kuralın önemli bir istisnası vardır. Eğer eşlerden biri, diğer eşin katılma alacağını azaltma kastıyla malı elden çıkarmışsa (TMK m. 229), bu devir tasfiye hesabında 'eklenecek değer' olarak dikkate alınır. Bu durumda, TMK m. 235/2 uyarınca, malın 'devir tarihindeki durumu' (nitelik ve özellikleri) gözetilerek, yine 'tasfiye anındaki (karara en yakın tarihteki)' sürüm değeri hesaplanır. Yani, mal sanki hiç satılmamış gibi, bugünkü değeri üzerinden hesaba katılır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2021/7053 K. sayılı kararında da bu ilke vurgulanmış, taşınmazın devir tarihindeki değerinin değil, karar tarihine en yakın güncel değerinin esas alınması gerektiği belirtilmiştir. Özetle, değerleme tarihi kural olarak karar anıdır; mal hileli devredilmişse bile bu kural değişmez, sadece malın fiziki durumu devir anındaki haliyle varsayılır.