5901 sayılı TVK'da, vatandaşlığa alınma kararının iptali için bir süre sınırı öngörülmemişken, maddenin gerekçesinde 'Ancak karar üzerinden on yıl geçmiş ise bu hüküm uygulanmayacaktır.' ifadesine yer verilmiştir. Bu durum normlar hiyerarşisi ve hukuki güvenlik ilkesi açısından nasıl yorumlanmalıdır?
Bu durum, hukuk tekniği açısından sorunlu bir görünüm arz etmektedir. Normlar hiyerarşisinde, kanun metni, kanun gerekçesinden üstündür. Kural olarak, kanun metninde yer almayan bir sınırlamanın, sadece gerekçeye dayanılarak uygulanması mümkün değildir. Ancak, bu durumun yorumlanmasında iki farklı yaklaşım ortaya çıkabilir: 1. **Lafzi/Pozitivist Yorum:** Bu yoruma göre, kanun metninde bir süre sınırı yoktur, dolayısıyla idare hileyi öğrendiği her zaman iptal kararı alabilir. Gerekçe, kanun koyucunun niyetini gösteren bir yorum aracıdır ancak bağlayıcı bir norm değildir. Bu yaklaşım, kanun metnine sıkı sıkıya bağlı kalır. 2. **Amaçsal/Teleolojik Yorum ve Hukuki Güvenlik İlkesi:** Bu yoruma göre, kanun koyucunun amacı, gerekçeden de anlaşıldığı üzere, süresiz bir iptal yetkisi tanımamak ve hukuki istikrarı sağlamaktır. Gerekçedeki 10 yıllık süre, kanun koyucunun iradesini ve düzenlemenin ruhunu yansıtan önemli bir veridir. 'Hukuki güvenlik' ve 'kazanılmış haklara saygı' ilkeleri, bir kişinin vatandaşlık statüsünün süresiz bir tehdit altında kalmasını engellemeyi gerektirir. Nitekim 403 sayılı mülga Kanun'da 5 yıllık bir süre vardı ve Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi de bu tür kayıpların makul sürelerde yapılmasını teşvik eder. Bu nedenle, mahkemeler, kanun metnindeki boşluğu, kanunun amacı ve hukukun genel ilkeleri doğrultusunda, gerekçedeki 10 yıllık süreyi bir hak düşürücü süre olarak yorumlama eğiliminde olabilirler. Bu yorum, hukuki güvenlik ilkesine daha uygun düşecektir.