Bir kamu görevlisinin, başka bir kuruma naklen atanma 'isteminin reddine' ilişkin işleme karşı açacağı davada yetkili mahkeme neresidir? Danıştay 5. Dairesi'nin 2016/2311 E. sayılı kararındaki çoğunluk ve karşı oy görüşlerini, İYUK m. 32 ve m. 33 arasındaki ilişki bağlamında tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #320254

Bu konuda Danıştay daireleri arasında ve hatta aynı daire içinde görüş ayrılıkları olabilmektedir. Danıştay 5. Dairesi'nin 2016/2311 E., 2016/1968 K. sayılı kararındaki çoğunluk ve karşı oy bu ayrılığı göstermektedir: * **Çoğunluk Görüşü (Eski/Yeni Görev Yeri - İYUK m. 33):** Bu görüşe göre, 'nakil işlemleri' kavramı geniş ve kapsayıcıdır. Bu kavram, sadece naklen atama işlemlerini değil, aynı zamanda 'naklen atanma istemlerinin reddi' işlemlerini de içerir. Atanma isteminin reddi de 'atanma ve nakil ile ilgili bir davadır'. Dolayısıyla, bu tür bir davada özel yetki kuralı olan İYUK m. 33/1 uygulanmalıdır. Somut olayda, Tekirdağ'da görev yapan davacının Bursa'ya atanma talebinin reddine ilişkin davada yetkili mahkeme, davacının görev yaptığı yer olan Tekirdağ İdare Mahkemesidir. * **Karşı Oy Görüşü (İşlemi Yapan Merciin Yeri - İYUK m. 32):** Karşı oya göre, ortada bir 'nakil işlemi' yoktur; aksine, nakil talebinin reddi işlemi vardır. Bu, bir atama veya nakil işlemi değildir. Bu nedenle özel yetki kuralı olan İYUK m. 33 uygulanamaz. Yetki, genel kural olan İYUK m. 32'ye göre belirlenmelidir. Dolayısıyla, atanma istemini reddeden idari merci (somut olayda Maliye Bakanlığı) Ankara'da bulunduğundan, yetkili mahkeme Ankara İdare Mahkemesi olmalıdır. **Tartışma:** Uyuşmazlık, 'nakil ile ilgili davalar' ifadesinin dar mı yoksa geniş mi yorumlanacağı noktasındadır. Çoğunluk görüşü, kamu görevlilerinin statüsüne ilişkin tüm uyuşmazlıkları 'nakil ile ilgili' sayarak geniş ve fonksiyonel bir yorum yapmakta ve davacının kendi görev yerindeki mahkemede dava açmasını kolaylaştırmaktadır. Karşı oy ise daha lafzi bir yorumla, sadece pozitif bir atama/nakil işlemi varsa İYUK m. 33'ün uygulanabileceğini savunmaktadır. Yargısal uygulamada çoğunluk görüşünün daha baskın olduğu görülmektedir. (Not: İDDK'nın 2011/644 E. sayılı kararı da bu yöndedir.)