Basit yargılama usulünde (HMK m. 316 vd.) tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi verememesi (HMK m. 317/3) kuralının, velayet gibi kamu düzenine ilişkin ve re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalardaki yansıması nedir? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1575 E. sayılı kararı, bu usul kuralı ile 'hukuki dinlenilme hakkı' arasında nasıl bir denge kurmuştur?
HMK m. 317/3'teki dilekçe teatisi sınırlaması, yargılamayı hızlandırmayı amaçlayan bir kuraldır. Ancak velayet gibi kamu düzenine ilişkin ve re'sen araştırma ilkesinin hakim olduğu davalarda bu kural, 'hukuki dinlenilme hakkı' (HMK m. 27) ve 're'sen araştırma ilkesi' (HMK m. 385/2) ile birlikte değerlendirilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1575 E., 2018/672 K. sayılı kararında bu denge kurulmuştur. Kararda, velayet davalarının çekişmesiz yargı işi olduğu, re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu ve bu nedenle iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının katı bir şekilde uygulanamayacağı vurgulanmıştır. İlk derece mahkemesi, davacının dava dilekçesinde tanık deliline dayanmasına rağmen, 'somutlaştırma yükünü' yerine getirmediği gerekçesiyle tanıkları dinlemeden davayı reddetmiştir. HGK, bu kararı bozmuştur. Çünkü velayetin düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır ve mahkeme, tarafların talepleriyle bağlı olmaksızın, gerçeği ortaya çıkarmak için tüm delilleri (tanık dahil) kendiliğinden toplamalıdır. Dilekçe teatisi aşamasının kısa tutulması (HMK m. 317/3), mahkemenin re'sen delil toplama ve tarafların sunduğu delilleri değerlendirme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Tarafların dilekçelerinde dayandıkları delilleri (örneğin tanık listesi) sunmalarına ve bu delillerin toplanmasını istemelerine imkan tanımak, hukuki dinlenilme hakkının bir gereğidir. HGK, bu kararıyla, basit yargılama usulünün hız amacının, adil yargılanma ve çocuğun üstün yararı gibi daha temel ilkeleri ihlal edemeyeceğini ortaya koymuştur.