Ceza yargılamasında 'davasız yargılama olmaz' (yargılamanın sınırlılığı) ilkesi ile 'ek savunma hakkı' arasındaki ilişkiyi açıklayınız. İddianamede anlatılmayan, ancak dosyadan anlaşılan farklı bir suç için mahkeme, ek savunma hakkı vererek hüküm kurabilir mi? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımı nedir?
'Davasız yargılama olmaz' ilkesi (CMK m. 225/1), mahkemenin ancak iddianamede anlatılan fiil ve fail hakkında yargılama yapıp hüküm kurabileceğini ifade eder. Ek savunma hakkı (CMK m. 226) ise bu ilkenin bir istisnası değil, tamamlayıcısıdır. Ek savunma, iddianamede anlatılan 'aynı fiilin' hukuki niteliğinin değişmesi halinde devreye girer. Mahkeme, iddianamede anlatılan ve sınırları çizilen fiil hakkında, savcının hukuki nitelemesiyle bağlı değildir. Örneğin, iddianamede 'hırsızlık' olarak anlatılan bir eylemi, mahkeme 'yağma' olarak nitelendirebilir ve sanığa ek savunma hakkı vererek yağmadan hüküm kurabilir. Bu durum 'davasız yargılama olmaz' ilkesine aykırı değildir çünkü yargılanan fiil aynıdır, sadece hukuki vasfı değişmiştir. Ancak, iddianamede hiç anlatılmayan, dava konusu yapılmayan tamamen farklı bir fiil için mahkeme ek savunma vererek hüküm kuramaz. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (örneğin Y18CD-K.2017/7187, YCGK - 2013/146 K.), bu durum 'davasız yargılama olmaz' ilkesinin ve CMK m. 225/1'in açık ihlalidir. Örneğin, hırsızlık suçundan açılan bir davada, hırsızlık anlatılırken konuta girildiğinden bahsedilmesi, 'konut dokunulmazlığını ihlal' suçundan da dava açıldığı anlamına gelmez. Mahkeme, bu suçun da işlendiğini düşünüyorsa, ek savunma vermekle yetinemez; Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmalı, yeni bir soruşturma ve iddianame ile dava açılmasını sağlamalı ve gerekirse davaları birleştirmelidir.