5271 sayılı CMK'nın 226. maddesi, mahkemenin iddianamedeki sevk maddesiyle bağlı olmadığını ve fiilin hukuki niteliğini değiştirerek hüküm kurabileceğini düzenler. Bu durum, savcının 'iddia' tekelini ve 'davasız yargılama olmaz' ilkesini zedeler mi? Bu iki ilke arasındaki dengeyi açıklayınız.
CMK m. 226'da düzenlenen bu yetki, savcının iddia tekelini veya 'davasız yargılama olmaz' ilkesini zedelemez; aksine bu ilkelerle uyumlu bir şekilde maddi gerçeğe ulaşmayı sağlar. Bu ilkeler arasındaki denge şu şekilde kurulur: 1. Davasız Yargılama Olmaz (CMK m. 225): Bu ilke, mahkemenin yargılamayı başlatamayacağını ve yargılamanın konusunu belirleyemeyeceğini ifade eder. Yargılamanın konusunu, yani hangi 'fiil' hakkında dava açıldığını belirleme tekeli Cumhuriyet Savcısına aittir. Mahkeme, iddianamede anlatılan fiilin dışına çıkamaz. 2. Hukuki Nitelendirme Yetkisi (CMK m. 226): Savcının tekeli, 'fiili' belirlemekle sınırlıdır. Bu fiilin hangi 'hukuki' kategoriye (suça) girdiğini nihai olarak belirleme yetkisi ise mahkemeye aittir. Hukuk kurallarını uygulamak ve yorumlamak (jura novit curia - mahkeme hukuku kendiliğinden bilir) hakimin asli görevidir. Savcının iddianamedeki hukuki nitelemesi (sevk maddesi), mahkeme için bağlayıcı değil, yol gösterici bir öneri niteliğindedir. Denge: Denge şu noktada kurulur: Mahkeme, savcının belirlediği 'fiil' ile bağlıdır, ancak bu fiilin 'hukuki nitelemesi' ile bağlı değildir. CMK m. 226, mahkemenin bu niteleme yetkisini kullanırken, sanığın savunma hakkını ihlal etmemesi için 'ek savunma hakkı' tanıma yükümlülüğü getirir. Böylece, hem savcının iddia tekeli (fiili belirleme) korunmuş olur, hem mahkemenin maddi gerçeğe uygun hukuki nitelemeyi yapma görevi yerine getirilmiş olur, hem de sanığın değişen nitelemeye karşı savunma hakkı güvence altına alınmış olur. Bu, ceza muhakemesindeki farklı ilkeler arasında kurulmuş rasyonel bir dengedir.