Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2012/236 K. sayılı kararında, sanık ve müdafiine ek savunma hakkı tanındıktan sonra, müdafiin 'ek savunma yapmak için süre isteminde bulunmadan esasa ilişkin savunma yapması'nın hukuki sonucu ne olmuştur? Bu durum savunma hakkının kısıtlanması sayılır mı?
Bu durum, savunma hakkının kısıtlanması sayılmamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun ilgili kararında, bu durumun hukuki sonucu, 'savunma hakkının tam ve eksiksiz olarak kullanıldığı'nın kabul edilmesidir. Bu kararın temel mantığı şudur: 1. Hakkın Tanınması: Mahkeme, CMK m. 226'ya uygun olarak, suçun hukuki niteliğinin değişme ihtimalini sanık ve müdafiine bildirerek ek savunma hakkını tanımıştır. Bu, usuli bir zorunluluğun yerine getirildiğini gösterir. 2. Hakkın Kullanımı: Ek savunma hakkı tanındıktan sonra, bu hakkın nasıl kullanılacağı (hemen savunma yapmak veya süre istemek) sanık ve müdafiinin takdirindedir. CMK m. 226/3, 'istem üzerine' sanığa süre verileceğini belirtir. 3. Zımni Feragat: Müdafii, süre isteme hakkı varken bunu kullanmayıp, derhal esasa ilişkin savunmasını yapmışsa, süre isteme hakkından zımnen feragat etmiş ve savunmasını o anda yapmak için yeterli hazırlığa sahip olduğunu beyan etmiş sayılır. Dolayısıyla, mahkeme usulüne uygun olarak hakkı tanıdıktan ve müdafii de bu hakkı süre istemeden doğrudan kullanarak savunmasını yaptıktan sonra, artık savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemez. Bu yorum, hem sanığın savunma hakkını korur hem de yargılamanın gereksiz yere uzatılmasının önüne geçer.