Bir eşin, diğer eşin adına kayıtlı olan ve evlilikten önce alınmış (kişisel mal) bir eve, evlilik birliği içinde kendi maaşından (edinilmiş mal) para harcayarak bir kat çıktığını veya kapsamlı bir tadilat yaptırdığını varsayalım. Bu durumda katkıyı yapan eşin alacağı, yaptığı harcama miktarının iadesi midir, yoksa malın değerindeki artıştan pay almak mıdır? TMK m. 227'yi esas alarak açıklayınız.
Bu durumda katkıyı yapan eşin alacağı, yaptığı harcama miktarının iadesi değil, malın değerindeki artıştan pay almaktır. Bu alacağın hukuki niteliği, TMK m. 227'de düzenlenen 'değer artış payı'dır. TMK m. 227'nin mantığı şudur: Bir eşin, diğer eşin malvarlığına yaptığı katkı, o malın değerini artırmışsa, tasfiye sırasında bu katkının karşılığı olarak, malın tasfiye anındaki değerindeki artış oranında bir alacak hakkı doğar. Yani, katkı yapan eş, sadece harcadığı parayı değil, o paranın yarattığı 'değer artışını' da geri alır. Bu, paranın enflasyon karşısında erimesini önler ve katkı yapan eşi, malın değerlenmesinden kaynaklanan zenginleşmeye ortak eder. Örnek: Bir eş, diğerinin 200.000 TL değerindeki kişisel malı olan evine, 50.000 TL harcayarak bir tadilat yaptırmış ve evin değeri bu sayede 300.000 TL'ye çıkmış olsun. (Katkı oranı: 50.000 / 250.000 (ortalama değer) = %20). Boşanma sırasında evin güncel değeri 2.000.000 TL ise, eşin alacağı harcadığı 50.000 TL değil, evin güncel değerinin katkı oranıyla çarpımı sonucu bulunan 400.000 TL (2.000.000 * %20) olacaktır. Eğer harcanan paranın iadesi söz konusu olsaydı, bu hakkaniyete aykırı olurdu çünkü katkıyı alan eş, diğerinin parasıyla malını değerlendirmiş ve bu değer artışından tek başına faydalanmış olurdu. Değer artış payı, bu adaletsizliği önler.