Bir idari davada, davalı idare vekilinin ıslah dilekçesine karşı süresi içinde zamanaşımı def'inde bulunmaması, mahkemenin zamanaşımını resen dikkate almasını gerektirir mi? Bu konudaki usulü açıklayınız.
Hayır, gerektirmez. Hem Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (HMK) tabi davalarda hem de İdari Yargılama Usulü Kanunu'na (İYUK) tabi tam yargı davalarında, zamanaşımı bir 'def'i'dir. Bu, borçlunun (davalının) ileri sürmesi halinde borcu sona erdirmeyen ancak onun dava edilebilme niteliğini ortadan kaldıran bir savunma aracı olduğu anlamına gelir. Mahkeme, zamanaşımını kendiliğinden (re'sen) dikkate alamaz. Mutlaka davalı idare tarafından usulüne uygun bir şekilde ve süresi içinde ileri sürülmesi gerekir. Usul şöyledir: 1. Dava Dilekçesine Karşı: Davalı idare, zamanaşımı def'ini ilk savunma dilekçesinde (cevap dilekçesi) ileri sürmelidir. 2. Islah Dilekçesine Karşı: Eğer davacı, talebini ıslah yoluyla artırırsa, davalı idarenin bu ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def'inde bulunması gerekir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2015/23672 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, mahkemenin, süresinde ileri sürülen bu zamanaşımı def'ini değerlendirmesi zorunludur. Eğer davalı idare, ne cevap dilekçesinde ne de ıslaha karşı süresinde zamanaşımı def'inde bulunmazsa, bu hakkını kaybeder ve mahkeme, alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığını hiç araştırmadan işin esası hakkında karar verir.