Bir eşin, evlilikten önce sahip olduğu kişisel mal niteliğindeki birikimini, evlilik birliği içinde diğer eşin hesabına 'bağış' amacıyla değil, ileride geri almak veya yatırım amacıyla aktardığını iddia etmesi durumunda, ispat yükü kime aittir? Mahkeme bu durumda neye göre karar verir?
Bu durumda ispat yükü, parayı aktaran ve bunun bir bağış değil, borç veya yatırım olduğunu iddia eden eşe aittir. Hukukumuzda temel kural, eşler arasındaki bu tür karşılıksız kazandırmaların, hayatın olağan akışı ve evlilik birliğinin dayanışma yükümlülüğü gereği 'bağışlama' olduğu yönündedir. Bu bir karinedir. Bu karinenin aksini, yani işlemin bir borç (iade şartıyla verme) veya bir ortaklık/yatırım (değerinden pay alma amacıyla verme) olduğunu iddia eden eşin, bu iddiasını HMK'daki ispat kurallarına göre kanıtlaması gerekir. Mahkeme karar verirken şu hususları değerlendirir: 1. Yazılı Delil: Taraflar arasında paranın iade edileceğine dair yapılmış bir sözleşme, borç senedi veya bu anlama gelebilecek bir yazışma (e-posta, mesaj vb.) olup olmadığına bakılır. Bu, en kuvvetli delildir. 2. İşlemin Niteliği ve Miktarı: Aktarılan paranın miktarı önemlidir. Hayatın olağan akışına göre küçük ve gündelik yardımlar bağış sayılırken, bir ev veya araba alımına yetecek kadar büyük bir meblağın aktarılması, işlemin bağışlama dışında bir amacı olabileceğine dair bir emare olarak değerlendirilebilir. 3. Tanık Beyanları: Tarafların ortak tanıklarının, bu paranın veriliş amacı hakkındaki beyanları dikkate alınır. 4. Tarafların Ekonomik Durumu: Parayı veren eşin ekonomik durumu, bu miktarı bağışlayacak güçte olup olmadığı da bir ölçüt olabilir. Eğer parayı veren eş, bunun bir bağış olmadığını, iade veya yatırım amacıyla verildiğini HMK kurallarına uygun şekilde ispatlayamazsa, mahkeme işlemin bağışlama olduğuna hükmeder ve bu miktar mal paylaşımı davasında bir alacak hakkı doğurmaz.