Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 317. maddesi uyarınca basit yargılama usulünde tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi verememesi kuralı, Anayasa'da güvence altına alınan 'savunma hakkı'nı kısıtlar mı? Bu kuralın meşruiyetini usul ekonomisi ilkesi açısından tartışınız.
Bu kuralın savunma hakkını kısıtlayıp kısıtlamadığı bir denge meselesidir. Kural, ilk bakışta tarafların yazılı beyan imkanlarını sınırladığı için savunma hakkına bir müdahale olarak görülebilir. Ancak bu müdahale, meşru bir amaca hizmet ettiği ve orantılı olduğu sürece hukuka uygun kabul edilir. Meşruiyet Gerekçesi (Usul Ekonomisi): Basit yargılama usulünün temel amacı, yargılamayı hızlandırmak ve daha az masrafla sonuçlandırmaktır. Bu, 'usul ekonomisi' ilkesinin bir gereğidir ve aynı zamanda Anayasa'nın 36. maddesindeki 'makul sürede yargılanma hakkı'nı da temin etmeye yöneliktir. Cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi aşamalarının kaldırılması, dilekçe teatisi sürecini yarı yarıya kısaltarak bu amaca doğrudan hizmet eder. Denge ve Orantılılık: Kanun koyucu, bu kısıtlamayı yaparken savunma hakkının özünü ortadan kaldırmamıştır: - Tarafların temel iddia ve savunmalarını sunmaları için dava ve cevap dilekçesi hakkı korunmuştur. - Taraflar, iddialarını ve delillerini bu ilk dilekçelerde toplu bir şekilde sunmak zorundadır (HMK m. 318). - Dilekçeler aşamasından sonra yapılan ön inceleme ve tahkikat duruşmaları, taraflara sözlü olarak iddia ve savunmalarını açıklama, delillerini tartışma ve karşı tarafın delillerine karşı beyanda bulunma imkanı tanır. Sonuç olarak, HMK m. 317'deki kural, savunma hakkına bir sınırlama getirse de, bu sınırlama makul sürede yargılanma gibi meşru bir amaca hizmet ettiği ve tarafların temel savunma mekanizmalarını ortadan kaldırmadığı için orantılı ve Anayasa'ya uygun kabul edilmektedir. Savunma hakkı, sadece yazılı beyanlardan ibaret olmayıp, yargılamanın bütününde (duruşmalar dahil) kullanılan bir haktır.