Yargılamanın sınırlılığı ilkesi (CMK m. 225) ve ek savunma hakkı (CMK m. 226) arasındaki ilişkiyi, iddianamede anlatılan fiilin değişmesi ile fiilin hukuki niteliğinin değişmesi ayrımı üzerinden açıklayınız.
Bu iki kavram arasındaki ilişki, ceza muhakemesinde yargılamanın sınırlarını ve esnekliğini belirler. Yargılamanın Sınırlılığı İlkesi (CMK m. 225): Bu ilke, 'davasız yargılama olmaz' prensibinin bir yansımasıdır. Buna göre, mahkeme ancak iddianamede anlatılan 'fiil' ve yargılanan 'fail' hakkında hüküm kurabilir. Mahkeme, iddianamede hiç bahsedilmeyen, dava konusu yapılmamış bir fiilden dolayı yargılama yapamaz ve hüküm kuramaz. Eğer yargılama sırasında böyle bir fiil ortaya çıkarsa, mahkeme bu konuda suç duyurusunda bulunarak yeni bir dava açılmasını sağlamalıdır (YCGK - K: 2013/146). Ek Savunma Hakkı (CMK m. 226): Bu kurum, yargılamanın sınırlılığı ilkesini ihlal etmez, aksine onu tamamlar. Ek savunma, iddianamede anlatılan 'fiil' aynı kalmakla birlikte, bu fiilin 'hukuki niteliğinin' (suç vasfının) değişmesi halinde devreye girer. Mahkeme, savcının hukuki nitelemesiyle bağlı değildir. Örneğin, iddianamede 'bir kişiye yumruk atma' fiili 'basit yaralama' olarak nitelendirilmiş olabilir. Mahkeme, bu fiilin aslında 'kasten öldürmeye teşebbüs' olduğuna kanaat getirebilir. Fiil (yumruk atma) aynıdır, ama hukuki nitelemesi değişmektedir. İşte bu durumda mahkeme, sanığa suç vasfının değiştiğini bildirerek ek savunma hakkı tanır ve yeni nitelemeye göre hüküm kurabilir. Sonuç olarak, fiil değişirse yeni iddianame gerekir (CMK m. 225). Fiil aynı kalıp hukuki nitelemesi (suç vasfı) değişirse ek savunma hakkı yeterlidir (CMK m. 226). Bu ayrım, hem sanığın savunma hakkını hem de mahkemenin maddi gerçeğe ulaşma görevini dengeler.