Metindeki analize göre, TCK m. 309 (Anayasayı İhlal) gibi 'darbeye teşebbüs' suçlarının işlenebilmesi için neden 'örgütlü bir yapı'nın varlığı fiili bir zorunluluk olarak görülmektedir? Bu kabulün TCK m. 316 açısından sonucu nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #320081

Metindeki analize göre, TCK m. 302, 309, 311, 312 gibi suçlar; nitelikleri, ağırlıkları ve karmaşık yapıları gereği, birkaç kişinin basit bir iştirak ilişkisiyle işleyebileceği suçlar değildir. Bu suçların icrası; Ülke genelinde koordinasyon, hiyerarşik bir emir-komuta zinciri, ciddi bir silahlı güç ve suç işleme kararlılığında devamlılık gerektirir. Bu özellikler, basit bir iştirak ilişkisinde değil, ancak bir 'örgütlü yapı'da bulunur. Dolayısıyla, bu suçların maddi unsurunun (cebir ve şiddet kullanarak Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya elverişli fiillerin icrası) gerçekleşebilmesi için, bu fiilleri icra edebilecek kapasitede bir silahlı örgütün (TCK m. 314) varlığı fiili bir önşart/zorunluluk olarak görülmektedir. Bu kabulün TCK m. 316 açısından sonucu şudur: TCK m. 316'da düzenlenen 'suç için anlaşma', bu ağır suçların hazırlık hareketlerini cezalandırdığı için, henüz örgütün tam olarak teşekkül etmediği veya örgütle bu suçları işlemek üzere anlaşmanın yapıldığı aşamayı kapsar. Yani, TCK m. 316'nın varlığı için örgütün mevcudiyeti şart değildir; en az iki kişinin bu suçları elverişli vasıtalarla işlemek üzere anlaşması yeterlidir. Ancak bu anlaşma, genellikle bu suçları işlemeye muktedir bir örgütün kurulmasına veya mevcut bir örgütle işbirliği yapılmasına yönelik olacaktır. Kısacası, örgütün varlığı amaç suçlar için bir önşart iken, TCK m. 316 bu önşartın oluşturulmasına yönelik hazırlık hareketlerini de cezalandıran daha erken bir aşamayı kapsamaktadır.