Metinde geçen Yargıtay kararlarına göre, 'davasız yargılama olmaz' ilkesi (CMK m. 225) ile 'ek savunma hakkı' (CMK m. 226) arasındaki ilişkiyi, iddianamede anlatılan fiilin dışına çıkma ve suç vasfının değişmesi bağlamında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #319637

Bu iki ilke arasındaki ilişki, ceza yargılamasının sınırlarını belirler. 'Davasız yargılama olmaz' (CMK m. 225) ilkesi, mahkemenin yetkisini iddianamede anlatılan 'fiil' ve 'fail' ile sınırlar. Mahkeme, iddianamede konusu yapılmamış bir fiili yargılayamaz. Örneğin, A şahsına karşı işlenen hırsızlığın anlatıldığı bir davada, mahkeme B şahsına karşı da hırsızlık işlendiğini fark etse bile, bu fiil için B hakkında açılmış bir dava olmadığından hüküm kuramaz. Bu, yargılamanın 'maddi' sınırıdır. Bu sınır aşılamaz. Aşılması için yeni bir iddianame gerekir (Yargıtay 2. CD - K. 2017/6817). 'Ek savunma hakkı' (CMK m. 226) ise, mahkemenin iddianameyle bağlı olduğu bu 'fiilin hukuki nitelendirmesi' ile bağlı olmadığını gösterir. Mahkeme, iddianamede anlatılan aynı fiilin, savcının belirttiği suç vasfından (örn: hırsızlık) farklı bir suç vasfına (örn: yağma) uyduğuna kanaat getirebilir. Bu durumda, fiilin dışına çıkılmış olmaz, sadece fiilin hukuki tanımı değiştirilir. İşte bu noktada ek savunma hakkı devreye girer. Mahkeme, sanığa yeni suç vasfına karşı savunma yapma imkanı tanıyarak, aynı fiilden farklı bir suçtan mahkumiyet kararı verebilir. Bu da yargılamanın 'hukuki' sınırıdır. Özetle, CMK m. 225 fiilin sınırını çizerken, CMK m. 226 bu fiil sınırları içinde kalarak hukuki nitelendirmeyi değiştirme imkanı ve bunun usulünü düzenler.