Basit yargılama usulüne tabi bir iş davasında, davalı cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunmamıştır. Yargılamanın ilerleyen aşamalarında (örneğin bilirkişi raporundan sonra) zamanaşımı def'inde bulunabilir mi? 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe girmesiyle bu konudaki uygulama nasıl değişmiştir?
6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe girmesiyle (01.10.2011), basit yargılama usulünde savunmanın genişletilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlar (HMK m. 319). Bu nedenle, zamanaşımı def'i gibi bir savunmanın kural olarak cevap dilekçesiyle ileri sürülmesi gerekir. Süresi içinde cevap dilekçesi vermeyen veya cevap dilekçesinde bu def'ide bulunmayan davalı, daha sonra zamanaşımı def'inde bulunamaz. Bunun tek istisnası, davacının 'açık muvafakati'dir (HMK m. 141/2). 1086 sayılı HUMK döneminde davacının sessiz kalması zımni muvafakat sayılırken, 6100 sayılı HMK ile artık 'açık muvafakat' şartı getirilmiştir. Davacının açıkça rıza göstermemesi halinde, sonradan ileri sürülen zamanaşımı def'i dikkate alınmaz. Ancak, ıslaha karşı zamanaşımı def'i, ıslah dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içinde ayrı bir dilekçeyle ileri sürülebilir (Yargıtay 9. HD - E:2017/5261, K:2017/9964).