Bir kamu görevlisi, 375 sayılı KHK Geçici 35. maddenin (G) fıkrasına göre 'terör örgütü irtibatı olduğu değerlendirilerek' görevden uzaklaştırılmıştır. Bu fıkra, görevden uzaklaştırma süresinin bir yıl olarak uygulanacağını ve bir yıla kadar uzatılabileceğini düzenlemektedir. Bu özel düzenlemenin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'ndaki genel görevden uzaklaştırma sürelerine (örneğin disiplin soruşturması için en çok 3 ay) göre hukuki niteliği nedir? Bu uzun sürenin, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı açısından bir ihlal oluşturup oluşturmadığını tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #318395

375 sayılı KHK Geçici 35. maddenin (G) fıkrasında düzenlenen bir yıla kadar uzatılabilen görevden uzaklaştırma süresi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun (DMK) 138. maddesinde düzenlenen genel sürelere (disiplin soruşturması için en çok 3 ay, bu sürenin sonunda bir karar verilmediği takdirde memurun görevine başlatılması zorunluluğu) göre 'özel' ve 'istisnai' bir hükümdür. 1) Hukuki Niteliği (Özel Hüküm): Bu fıkra, sadece terör örgütü irtibat/iltisak şüphesiyle yürütülen soruşturmalar için geçerli olan, DMK'daki genel kuralı o uyuşmazlıklar için askıya alan bir 'lex specialis' (özel kanun) niteliğindedir. Metinde de belirtildiği gibi, 'Kamu görevlilerinin tabi olduğu Devlet Memurları Kanunu’ndan ayrı olarak bu kişiler hakkında soruşturmaya başlama süresinin uygulanamayacağı vurgulanmıştır.' Bu, kanun koyucunun terörle bağlantılı idari soruşturmalar için daha uzun bir tedbir süresi öngördüğünü göstermektedir. 2) Masumiyet Karinesi ve Adil Yargılanma Hakkı Açısından Değerlendirme: Görevden uzaklaştırma, bir ceza veya nihai bir disiplin yaptırımı değil, soruşturmanın selameti için alınan 'geçici bir tedbir'dir. Ancak bu tedbirin, orantısız bir şekilde uzun sürmesi, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı açısından ciddi sorunlar yaratır. a) Masumiyet Karinesinin İhlali: Bir kişi hakkında nihai bir karar verilmeden, 1 yılı aşan sürelerle görevden uzak tutulması, o kişinin fiilen 'cezalandırılması' anlamına gelebilir. Kişi, maaşının üçte ikisini alarak maddi kayba uğrar, mesleki itibarını kaybeder ve bir nevi 'suçlu' muamelesi görür. Bu durum, suçluluğu veya disiplin suçu işlediği sabit oluncaya kadar masum sayılması gereken kişinin bu karinesini zedeler. b) Adil Yargılanma Hakkının (Makul Sürede Yargılanma) İhlali: AİHS m. 6'da düzenlenen adil yargılanma hakkı, davaların 'makul bir süre' içinde sonuçlandırılmasını da içerir. Görevden uzaklaştırma süresinin bu kadar uzun tutulması, hakkındaki idari soruşturmanın da makul bir sürede bitirilmediğinin bir göstergesi olabilir. Kişinin hukuki durumunun uzun süre belirsizlik içinde bırakılması, bu hakka aykırılık teşkil edebilir. c) Orantılılık İlkesi: Görevden uzaklaştırma tedbirinin, ulaşılmak istenen amaçla (soruşturmanın selameti) orantılı olması gerekir. Soruşturmanın niteliği gerektirmediği halde, keyfi olarak sürenin uzatılması ve kişinin yıllarca görevinden ayrı bırakılması, orantılılık ilkesinin ihlalidir. Sonuç olarak, 375 sayılı KHK'daki bu özel düzenleme yasal bir dayanağa sahip olsa da, uygulamasının çok uzun sürmesi, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve orantılılık ilkeleri açısından bir hak ihlaline yol açma potansiyeli taşımaktadır. İdare, bu yetkisini keyfi olarak değil, soruşturmanın gerçekten gerektirdiği ölçüde ve en kısa sürede kullanmakla yükümlüdür. Aksi takdirde, bu tedbire karşı açılan davalarda veya Anayasa Mahkemesi'ne yapılacak bireysel başvurularda hak ihlali kararı verilmesi muhtemeldir.