Bir ceza davasında mahkeme, sanık lehine TCK m. 29'daki haksız tahrik indirimini uygulamıştır. Ancak gerekçeli kararda, ilk haksız hareketin kimden geldiğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediğini belirtmiştir. Bu durum, 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesinin haksız tahrik kurumuna uygulanması açısından doğru bir yaklaşım mıdır? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.10.2002 tarihli kararı bu konuda nasıl bir ilke benimsemiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #318354

Evet, bu durum 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesinin haksız tahrik kurumuna doğru bir şekilde uygulanmasıdır. Haksız tahrik, failin kusurunu azaltan bir ceza sorumluluğunu azaltma nedenidir. Tahrikin varlığı veya yokluğu konusunda bir şüphe ortaya çıktığında, bu şüphenin sanık lehine yorumlanması gerekir. 1) 'Şüpheden Sanık Yararlanır' İlkesinin Kapsamı: Bu ilke, sadece suçun maddi unsurlarının (fiilin işlenip işlenmediği, kimin işlediği gibi) ispatında değil, aynı zamanda sanığın ceza sorumluluğunu etkileyen tüm hallerde, özellikle de lehe olan hükümlerin uygulanmasında geçerlidir. Haksız tahrikin varlığı, sanık lehine bir durum yarattığı için, bu konuda ortaya çıkan şüphe de sanık lehine yorumlanmalıdır. 2) Olayın Değerlendirilmesi: Ceza yargılamasında, karşılıklı iddiaların olduğu ve olayın başlangıcının (ilk haksız hareketin kimden geldiğinin) net olarak aydınlatılamadığı durumlarla sıkça karşılaşılır. Eğer toplanan deliller (tanık beyanları, kamera kayıtları, adli tıp raporları vb.), ilk haksız hareketin mağdurdan mı yoksa sanıktan mı geldiğini kesin olarak ortaya koyamıyorsa, ortada giderilemeyen bir şüphe var demektir. Bu durumda, ilk haksız hareketin mağdurdan gelmiş olabileceği ihtimali, sanık lehine değerlendirilir ve sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekir. 3) Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Kararı: Metinde atıf yapılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.10.2002 tarihli ve 2002/4-238 E. - 367 K. sayılı kararı, bu konudaki yerleşik içtihadı yansıtmaktadır. Kararda, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde saptanamadığı durumlarda, bu şüphenin sanık lehine yorumlanarak TCK m. 29'un uygulanması gerektiği kabul edilmektedir. Metindeki Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararında da, 'ilk haksız hareketin kimden geldiğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediği anlaşılmakla, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun... kararı uyarınca, sanık lehine TCK`nin 29. maddesi gereğince asgari seviyede uygulanan indirim oranı yeterli görül'müştür. Sonuç olarak, ilk haksız hareketin kimden geldiği konusunda bir belirsizlik ve şüphe varsa, bu şüphenin sanık lehine yorumlanarak haksız tahrik hükümlerinin (genellikle asgari oranda) uygulanması, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin zorunlu bir sonucudur.