375 sayılı KHK Geçici 35. madde uyarınca kamu görevinden çıkarma işlemine dayanak olarak gösterilen 'kurum kanaati'nin, özellikle birbiriyle çelişkili veya 'yakın çevresinin bağlantılı olduğu' gibi soyut ve şahsi olmayan ifadelere dayanması durumunda, idari yargı denetimindeki yeri nedir? Bu tür bir 'kanaat'in, hukuka uygun bir idari işlemin gerekçesi olarak kabul edilmesi mümkün müdür?
375 sayılı KHK Geçici 35. maddeye dayanan kamu görevinden çıkarma işlemleri, 'iltisak veya irtibatın değerlendirilmesi' gibi idareye geniş takdir yetkisi tanıyan bir kavrama dayanmaktadır. Ancak idarenin bu takdir yetkisi sınırsız ve keyfi olmayıp, 'hukuka bağlı idare' ve 'hukuk devleti' ilkeleri gereğince yargısal denetime tabidir. 'Kurum kanaati', bu değerlendirmede kullanılan en tartışmalı kriterlerden biridir. Metinde verilen örneklerdeki gibi, 'kurum kanaati'nin hukuki geçerliliği şu açılardan sorgulanmalıdır: 1) Somutluk ve Nesnellik: İdari işlemlerin somut, nesnel ve doğrulanabilir gerekçelere dayanması esastır. Metindeki örnekte olduğu gibi, bir gün 'kuvvetli irtibatı var' denilirken ertesi gün 'irtibatlı değildir' şeklinde çelişkili kanaatlerin bulunması, bu kanaatin nesnel bir veriye değil, sübjektif ve keyfi bir değerlendirmeye dayandığını gösterir. Bu tür çelişkili ve soyut bir kanaat, hukuka uygun bir işlemin gerekçesi olamaz. 2) Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği: Anayasa m. 38/7'de düzenlenen 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' ilkesi, disiplin hukuku için de geçerli bir temel prensiptir. Bir kamu görevlisinin 'yakın çevresinin FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu' şeklindeki bir kurum kanaati, bu ilkeyi açıkça ihlal eder. Kişi, başkalarının eylem ve tutumlarından dolayı sorumlu tutulamaz. İdari yargı, bu tür bir gerekçeye dayanan işlemi iptal etmelidir. 3) Delil Niteliği: Metinde de belirtildiği gibi, bu tür istihbari mahiyetteki bilgiler 'haricen delillendirilmedikçe yapılacak işlemlere bizzat gerekçe teşkil etmez.' Yani 'kurum kanaati', tek başına ve somut başka delillerle (ByLock, Bank Asya'ya örgütsel talimatla para yatırma, tanık beyanı vb.) desteklenmedikçe, bir ihraç kararı için yeterli ve hukuki bir gerekçe oluşturmaz. İdari mahkemeler, açılan iptal davalarında, idarenin dayandığı 'kurum kanaati'nin altının doldurulup doldurulmadığını, somut bilgi ve belgelere dayanıp dayanmadığını, çelişkili olup olmadığını ve hukukun temel ilkelerine uygunluğunu denetler. Metindeki örnek gibi soyut, çelişkili ve şahsilik ilkesine aykırı bir 'kurum kanaati'ne dayanan ihraç işleminin, idari yargı tarafından iptal edilmesi kuvvetle muhtemeldir.