Bir taraf, HMK m. 220 uyarınca kendisine ibrazı için kesin süre verilen ve elinde olduğu varsayılan bir belgeyi sunmaktan kaçınmıştır. Mahkeme, HMK m. 220/3'e göre 'diğer tarafın beyanını kabul' etme yoluna gitmiştir. Ancak belgeyi ibraz etmeyen taraf, bu kararın 'delil takdiri' kapsamında olduğunu, hâkimin bu beyanı mutlak doğru kabul edemeyeceğini ve dosyadaki diğer delillerle (örneğin tanık beyanları) çelişmesi halinde bu beyana itibar edilmemesi gerektiğini savunmaktadır. Bu savunma hukuken geçerli midir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #318308

Bu savunma kısmen geçerlidir. HMK m. 220/3'te yer alan 'mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir' hükmü, mahkemeye bir takdir yetkisi tanır ve bu, belgeyi ibraz etmeyen taraf için ağır bir yaptırımdır. Ancak bu, hâkimin diğer tarafın beyanını sorgusuz sualsiz ve mutlak bir doğru olarak kabul edeceği anlamına gelmez. Hâkimin bu takdir yetkisi sınırsız değildir ve 'delillerin serbestçe takdiri' (HMK m. 198) ilkesi çerçevesinde kullanılmalıdır. Mahkeme, diğer tarafın beyanını kabul ederken şu hususları gözetmelidir: 1) Beyanın Makuliyeti: Diğer tarafın, ibraz edilmeyen belgenin içeriğine ilişkin beyanının hayatın olağan akışına, mantık kurallarına ve dosyadaki diğer delillerle genel uyumuna bakmalıdır. Örneğin, ibraz edilmeyen bir borç senedinin içeriği hakkında alacaklı olduğunu iddia eden tarafın belirttiği miktar, tarafların ekonomik durumu ve ilişkinin niteliği ile tamamen orantısız ise, hâkim bu beyanı olduğu gibi kabul etmek zorunda değildir. 2) Diğer Delillerle Çelişki: Eğer dosyada, kabul edilmesi istenen beyanla açıkça çelişen başka güçlü deliller (örneğin başka bir yazılı belge, kesinleşmiş mahkeme kararı, bilirkişi raporu) varsa, hâkim bu çelişkiyi de değerlendirmek zorundadır. HMK m. 220/3, diğer tüm delilleri yok sayma yetkisi vermez. 3) Takdir Yetkisinin Gerekçelendirilmesi: Hâkim, diğer tarafın beyanını neden kabul ettiğini veya neden kısmen kabul ettiğini ya da reddettiğini kararının gerekçesinde (Anayasa m. 141, HMK m. 297) açıklamakla yükümlüdür. Sonuç olarak, belgeyi ibrazdan kaçınma, ibraz etmeyen taraf aleyhine çok güçlü bir delil teşkil eder ve mahkemenin diğer tarafın beyanını kabul etmesi için yasal bir zemin oluşturur. Ancak bu, bir 'kesin karine' değil, 'delil takdiri' kapsamında bir sonuçtur. Mahkeme, bu beyanı dosya bütünlüğü içinde, makuliyet ve diğer delillerle çelişip çelişmediği süzgecinden geçirerek bir sonuca varmalıdır. Bu nedenle, ibraz etmeyen tarafın savunması, hâkimin takdir yetkisinin sınırsız olmadığını ve delillerin bütüncül değerlendirilmesi gerektiğini vurgulaması bakımından hukuken geçerli bir argümandır.