HMK m. 200'de belirtilen senetle ispat zorunluluğu, 'hile' (aldatma) iddiası karşısında nasıl bir uygulama alanı bulur? Davacı, evlenme vaadiyle kandırılarak taşınmazını davalıya devrettiğini iddia etmekte ve tapu iptali talep etmektedir. Davalı ise işlemin resmi senetle yapıldığını ve iddianın tanıkla ispatlanamayacağını savunmaktadır. Mahkemenin bu durumda tanık dinlemesi hukuka uygun mudur? Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2015/11255 E. sayılı kararını esas alarak açıklayınız.
HMK m. 200, belirli bir miktarı aşan hukuki işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılar. HMK m. 201 ise senede karşı ileri sürülen iddiaların da yine senetle (kesin delil) ispat edilmesi gerektiğini düzenler. Bu kural 'senede karşı senetle ispat' yasağı olarak bilinir. Ancak bu kural mutlak değildir ve kanunda istisnaları belirtilmiştir. Hile (aldatma) iddiası, senetle ispat kuralının en önemli istisnalarından biridir. Hukuki işlemin temelindeki iradenin hile ile sakatlanmış olması, işlemin geçerliliğini kökten etkileyen bir durumdur. Hilenin doğası gereği, genellikle yazılı bir delil bırakılmaz. Bu nedenle kanun koyucu, hile iddiasının ispatında delil serbestisi ilkesini benimsemiştir. Metinde yer alan Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2015/11255 E. sayılı kararında bu ilke açıkça vurgulanmıştır: 'Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir.' Kararda, ilk derece mahkemesinin HMK m. 200'ü gerekçe göstererek tanıkları dinlememesi, 'yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme' olarak nitelendirilmiş ve karar bozulmuştur. Dolayısıyla, davacı, resmi senetle yapılan bir temlik işleminin temelinde 'hile' (evlenme vaadiyle kandırılma) olduğunu iddia ediyorsa, bu iddiasını tanık dahil her türlü delille ispat edebilir. Mahkemenin, HMK m. 200'e dayanarak tanık dinleme talebini reddetmesi hukuka aykırıdır. Çünkü burada ispatlanmaya çalışılan şey, senedin içeriğindeki bir borç ilişkisi değil, senedin düzenlenmesine neden olan iradenin fesada uğratıldığı iddiasıdır. Bu durum, HMK m. 203/1-ç'de belirtilen 'hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları'nın tanıkla ispat edilebileceği kuralının bir yansımasıdır.