CMK m. 232/5'te 6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, hüküm sonucunu tefhim ettikten sonra kararı imzalayamadan ölen veya imzalayamayacak hale gelen hâkimin yerine yeni hâkimin gerekçeli kararı yazabileceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin 'doğrudan doğruyalık (vasıtasızlık)' ve 'hükme ancak duruşmada kanıtlarla doğrudan temas etmiş hâkimlerin katılabileceği' ilkeleriyle ilişkisini, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/108 sayılı kararı çerçevesinde analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #318300

Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan 'doğrudan doğruyalık (vasıtasızlık)', delillerin araya başka bir vasıta girmeden, duruşmayı yürüten ve hükmü verecek olan mahkeme tarafından bizzat incelenmesini ifade eder. Bu ilkenin bir uzantısı da, hükme ancak duruşmaya katılmış, delilleri bizzat takdir etmiş hâkimlerin iştirak edebilmesidir. CMK m. 232/5'te yapılan değişiklik, ilk bakışta bu ilkeyle çelişiyor gibi görünebilir. Zira duruşmaya katılmamış, delilleri bizzat değerlendirmemiş yeni bir hâkim, daha önce tefhim edilmiş olan kısa karara uygun bir 'gerekçe' yazmaktadır. Ancak bu düzenleme, pratik zorunluluklar ve usul ekonomisi ilkesi gözetilerek getirilmiş istisnai bir hükümdür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/108 sayılı kararında da zımnen kabul edildiği gibi, bu durumda yeni hâkimin rolü, delilleri yeniden takdir edip yeni bir hüküm kurmak değildir. Yeni hâkimin görevi, zaten duruşmayı yürüten hâkim tarafından tefhim edilmiş ve hukuken varlık kazanmış olan 'hüküm sonucu (kısa karar)' ile bağlı kalarak, bu sonuca götüren mantıksal ve hukuki süreci dosya kapsamına göre yazıya dökmektir. Burada temel dayanak, tefhim edilen kısa kararın esas olması ve gerekçeli kararın bu kısa kararı açıklayıcı nitelikte olmasıdır. Yeni hâkim, kısa kararla çelişen bir gerekçe yazamaz veya hüküm sonucunu değiştiremez. Görevi, adeta 'hükmü veren hâkimin iradesini' dosyadaki verilere göre gerekçelendirmektir. Bu düzenleme, yargılamaların sürüncemede kalmasını önlemek ve tefhimle hukuki sonuç doğurmuş bir kararın gerekçesizlik nedeniyle ortadan kalkmasını engellemek amacını taşır. Dolayısıyla, doğrudan doğruyalık ilkesine bir istisna getirmekle birlikte, bu istisnanın sınırları 'tefhim edilen hükme uygunluk' şartıyla çizilmiştir ve yeni hâkime delilleri serbestçe takdir etme yetkisi tanımamaktadır. Bu nedenle, ilkenin özüne dokunan bir aykırılık olarak değil, usul ekonomisi gereği getirilmiş dar kapsamlı bir istisna olarak kabul edilmektedir.