HMK m. 220 uyarınca, bir tarafın elinde bulunan belgeyi mahkemeye ibraz etmemesi halinde mahkemenin, 'duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebileceği' hükme bağlanmıştır. Mahkemenin bu takdir yetkisini kullanırken hangi kriterleri göz önünde bulundurması gerekir? Bu kabul, ispat yükünü tersine çeviren bir karine midir, yoksa bir delil takdiri midir? Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2017/4733 E. sayılı kararını bu bağlamda analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #318296

HMK m. 220/3, belgeyi ibraz etme yükümlülüğünü yerine getirmeyen tarafa karşı uygulanacak en ağır yaptırımı düzenler. Mahkemenin 'diğer tarafın beyanını kabul edebilmesi' mutlak bir zorunluluk olmayıp, bir takdir yetkisidir. Mahkeme bu yetkiyi kullanırken şu kriterleri gözetmelidir: 1) Davanın Genel Durumu: Dosyadaki diğer deliller, tarafların iddia ve savunmaları, dürüstlük kuralı (MK m. 2) çerçevesinde genel bir değerlendirme yapmalıdır. 2) Belgenin Niteliği: İbraz edilmeyen belgenin, uyuşmazlığın çözümü için ne ölçüde 'zorunlu' ve 'merkezi' bir delil olduğu önemlidir. Belge, davanın kaderini belirleyecek nitelikte ise, mahkemenin diğer tarafın beyanını kabul etme eğilimi artar. 3) İbraz Etmeyen Tarafın Tutumu: Belgeyi ibraz etmeyen tarafın mazeretinin olup olmadığı, mahkemeye yardımcı olmaktan kasten kaçınıp kaçınmadığı gibi sübjektif tutumları da değerlendirilir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2017/4733 E. sayılı kararında, davalı bankanın kredi masraflarına ilişkin belgeleri sunmaması durumu söz konusudur. Mahkemenin, belgeler olmadan 'davacının soyut beyanına göre' karar vermesi eleştirilmiştir. Yargıtay, öncelikle mahkemenin HMK m. 220'ye göre usulü eksiksiz işletmesi, yani kesin süre vermesi, sunulmazsa sonuçlarını ihtar etmesi ve ancak bu aşamalardan sonra maddenin 3. fıkrasını değerlendirmesi gerektiğini vurgulamıştır. Dolayısıyla, diğer tarafın beyanının kabulü, ispat yükünü tersine çeviren kesin bir karine değildir; daha ziyade, delillerin toplanması aşamasındaki bir usulsüzlüğe bağlanan ve mahkemenin diğer delillerle birlikte değerlendireceği güçlü bir 'delil takdiri' sonucudur. Mahkeme, diğer tarafın beyanını kabul etse bile, bu beyanın hayatın olağan akışına, dosyadaki diğer bilgilere aykırı olmaması gerekir. Soyut ve afaki bir beyanı kabul etmesi beklenemez. Bu, delil serbestisi ve delillerin takdiri ilkesinin bir sonucudur.