Bir sanığın eylemi hem TCK 106/2-a (silahla tehdit) hem de TCK 170/1-c (genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması) suçlarını oluşturuyorsa, ancak eylem meşru savunma koşullarında gerçekleşmişse, mahkeme nasıl bir karar vermelidir? Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2014/4404 E. sayılı kararındaki karşı oy bu konuda nasıl bir bakış açısı sunmaktadır?
Eğer eylem meşru savunma (TCK m. 25) koşulları altında gerçekleşmişse, meşru savunma bir hukuka uygunluk nedeni olduğu için faile ceza verilmez (beraat kararı verilir). Bu durumda içtima kuralları tartışılmaz, çünkü ortada cezalandırılabilir bir fiil yoktur. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2014/4404 E. sayılı kararındaki karşı oy da bu mantığı yansıtmaktadır. Karşı oya göre, sanığın, kendisine ve bekçisine yönelmiş haksız bir saldırıyı defetmek amacıyla ve saldırıyla orantılı bir şekilde havaya ateş etmesi ve 'gelmeyin vururum' demesi, meşru savunma sınırları içinde kalmaktadır. Bu nedenle, sanığın eylemlerinin hukuka uygun olduğu ve hem tehdit hem de genel güvenliği tehlikeye sokma suçlarından beraat etmesi gerektiği savunulmuştur. Çoğunluk görüşü ise eylemin tehdit suçunu oluşturduğunu kabul edip içtima kurallarını tartışırken, karşı oy olayın temelinde bir hukuka uygunluk nedeni olduğunu ve bu nedenle suçun hiç oluşmadığını belirtmektedir.