Anayasa Mahkemesi'nin Nevriye Kuruç kararında, AİHM'in makul süre ihlali tespit ettiği davalarda devletlere getirdiği 'etkili bir hukuk yolu düzenleme' yükümlülüğünün, Sözleşme sistemindeki hangi temel ilkeye dayandığı belirtilmektedir?
Nevriye Kuruç kararının 35. paragrafında, AİHM'in Müdür Turgut ve diğerleri/Türkiye kararına yapılan atıfla, bu yükümlülüğün Sözleşme sistemindeki **ikincillik (subsidiarity)** ilkesine dayandığı belirtilmektedir. AİHM'in bu konudaki yaklaşımı şöyledir: * **Birincil Sorumluluk Ulusal Makamlardadır:** İkincillik ilkesine göre, Sözleşme'de güvence altına alınan hak ve özgürlükleri koruma ve ihlalleri önleme veya giderme sorumluluğu, öncelikle taraf devletlerin kendi ulusal makamlarına (yasama, yürütme, yargı) aittir. * **AİHM'in İkincil Rolü:** Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu ulusal koruma mekanizmalarının yetersiz kaldığı veya etkisiz olduğu durumlarda devreye giren 'ikincil' bir denetim merciidir. * **Etkili Yolun Önemi:** Devletlerin, makul süre ihlali gibi yaygın ve yapısal sorunlar için kendi iç hukuklarında 'etkili bir başvuru yolu' oluşturmaları, bu ikincillik ilkesinin hayata geçirilmesi için zorunludur. Eğer devletler bu yolu oluşturursa, sorunlar ulusal düzeyde çözülür ve AİHM'e gitmesine gerek kalmaz. Bu, devletin Sözleşme sistemindeki 'kendisine düşen görevi yerine getirmiş olduğu' anlamına gelir. * **Sistemin Etkinliği:** Etkili iç hukuk yollarının varlığı, AİHM'in iş yükünü hafifletir ve Mahkeme'nin en ciddi ve temel hak ihlallerine odaklanmasını sağlayarak tüm Sözleşme sisteminin etkinliğini artırır. Dolayısıyla AİHM, devletlerden etkili iç hukuk yolları oluşturmalarını isteyerek, hem bireylerin haklarına daha hızlı ve kolay bir şekilde ulaşmalarını sağlamayı hem de Sözleşme sisteminin temelini oluşturan ikincillik ilkesini işler kılmayı amaçlamaktadır.